Polonezköy Tarihçesi ~ 1990 Sonrası Dönem
 

 

 
 
 
  Ana Sayfa
  Polonezköy Hakkında
  Polonezköy Aktiviteler
  Polonezköy Oteller
  Polonezköy Pansiyonlar
  Polonezköy Restoranlar
  Polonezköy Çevre Tesisler
  Polonezköy Kiraz Festivali
  Polonezköy Turları
  Polonezköy Kır Düğünleri
  Fotoğraf Galerisi
  İletişim
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ana Sayfa > Polonezköy Hakkında > Polonezköy Tarihçesi > 1990 Sonrası Dönem
 
Bir taşra atmosferinde yemek yemek, trafik kargaşasından uzak bir yürüyüş yapmak istiyorsanız, Beykoz'a 24 km. uzaklıktaki bu şirin, bot yeşillik içindeki Polonezköy'de birkaç saat geçirebilirsiniz. Türkiye'de Polonyalıların yaşadığı bu köy, sosyolojik ve coğrafi açıdan, ilk duyuşta insana biraz çarpıcı geliyor, işte burası İstanbul'un en güzel sürprizlerinden biridir.

Polonezköy'e İstanbul'dan yakın zamana kadar biri Alemdağ'dan diğeri Beykoz'dan olmak üzere iki yoldan gidilirdi. Fatih Sultan Mehmet köprüsü ve buna bağlı çevre yollarının tamamlanmasıyla bugün Kavacık'tan da köye ulaşılabilmektedir. Diğerlerine nazaran daha kısa olan bu yeni yol, ilkokul ile Gülay Otel'in bulunduğu, köyün kuzey kısmındaki alt girişten sizi köy meydanına çıkarır. Beykoz'dan başlayan yol ise, 24 km. sonra sizi mezarlık ve kilise arasından kıvrılarak bir çatal ağzına getirir. Çatal ağzının iki yanı da biraz ileride köy alanını kucaklar. Sağda solda, alçak tahta parmaklıkların çevrelediği çiçekli bahçelerde, çoğu beton, bazıları da ahşap kaplamalı ikişer katlı Polonez evleri görülür. Köyün, Beykoz tarafındaki yolunun kıraçlığına karşılık Polonez'i çevreleyen çiçekli bahçelerde, çoğu beton, bazıları da ahşap kaplamalı ikişer katlı Polonez evleri görülür. Köyün Beykoz tarafındaki yolunun kıraçlığına karşılık Polonez'i çevreleyen o yemyeşil doku, yer-yer bu çiçekli bahçelere kadar sokulur. Kekik kokularına çeşitli çiçek kokularının karıştığı yerlerdir bu bahçeler.. Çiçekli çardakların süslediği bu bahçelerde tahta masa ve iskemlelerde, Polonezköylüler yemek servisi yaparlar. Bu iki katlı evlerin alt katları, mutfak ve kiler görevi görür. Üst katları ise pansiyondur. Yol boyunca uzanan bahçeli evlerin hemen hepsinin kapısında "pansiyon-yemek" yazılı tabelalar asılıdır ve ev sahipleri de size hiçbir şey sormadan birkaç saatliğine odalarında misafir etmeğe hazırdırlar.

Yalnız bu köy yakın dönemde birtakım özelliklerini yitirmeye başlamıştır. Köyü ilk kuranların torunları yurt dışına göçmüş, evler Türkler tarafından satın alınmış, özgün mimari özellikleri ortadan kalkmaya başlamıştır, sessizlik ve sükûnet de, çok yakın bir zamanda yerini kalabalık ve gürültüye bırakmaya adaydır. Sürecin kendisini tamamlaması halinde, gelecek kuşaklara yöre özelliklerinden çok şeyin aktarılamayacağı kesindir. Beykoz tapusunda 1298 tarih, 16 cilt, 56 sayfa ve 32 sıra numarasında kayıtlı bulunan bu köyün, 550 hektarı baltalık orman, 138 hektarı tarım arazisi, 50 hektarı da koru ormanıdır. Orman, 1945 yılında 4785 sayılı yasa ile devlete geçmiştir. Bugün meşe baltalıkları Orman idaresi tarafından çeşitli çam türleriyle ağaçlandırılmaktadır. Eskiden ormanlık alan daha da genişlemiş 1914'de İstanbul-Ankara demiryolu yapılırken, 150 senelik meşeler kesilmiş ve travers yapımında kullanılmış. Bu ormanlar Polonez'den itibaren az çok genişleyen bir şerit halinde doğuda Sakarya'ya kadar uzanır. Buradan da Bolu ve Kastamonu'ya ulaşan Çamdağ ormanlarına kavuşur.

Eski Polonezliler, "Türkiye'nin ilk pansiyoncuları biziz" diyorlar. Ama o günlerden bu yana, daha doğrusu çok kısa bir zaman sürecinin içinde çok şey değişti. Çok değil bundan 10-15 yıl öncesinde Polonez'e gelenleri milli giysiler içindeki kızlar karşılar, vişne, kiraz, elma ve armut ağaçlarının altındaki tertemiz masalarda size özel yemekleri olan mantarlı ve kabarık omletleri ile lahana turşusu, domuz pirzolası ikram ederlerdi. Doğu Avrupa sitilindeki, ahşap çatıları sazla kaptı çiftlik ambarları ve avlularında birbirini kovalayan domuzların yerini tavuk ve hindiler, eski spesiyalitelerinin yerini de, kızarmış tavuk, patates ve fasulye almıştır bugün.. Yalnız Polonezliler, hâlen yoğurtlarını, yumurtalarını, tereyağlarını, köy peynirlerini ve ekşi kremalarını, İstanbul'un bazı dükkânlarında pazarlıyorlar. Pansiyonculuğu yanında ziraat ve hayvancılık da ikinci bir gelir kaynakları.. Evvelce ormanlarda geniş çapta avcılık da yapılıyormuş. Bilhassa yaban domuzu ve karaca.. Bugün pek hayvan kalmadığı için, Polonez erkekleri bu işi bir hobi olarak sürdürüyorlar. Köyün bir evvelki muhtarı Edek, 65 yaşın üstünde ve hâlâ çok dinç. Her gün arabasıyla Beykoz'a iniyor, pansiyonunun ihtiyaçlarını alıyor, çiftliğiyle uğraşıyor. Birkaç yabancı dili iyi bilen Edek, orta öğrenimini İstanbul'da Saint Joseph'de yapmış, sonra Fransa'ya giderek ziraat teknisyenliği tahsilini tamamlamış. Babası Çanakkale Savaşı'na katılmış, onunla beraber köyden dokuz genç daha gitmiş bu savaşa. Fakat Edek'in babasından başka dönen olmamış.

Köylülerin ve Edek'in hatıralarındaki en önemli olay 1935'te Atatürk'ün köyü ziyareti. Bunu bugün de her Polonezli iftiharla söylüyor ve "Bizi Türk vatandaşlığına o kabul etti. Atatürk'e Polonezköy, varlığını borçludur" diyorlar. Atatürk maiyeti ile köye geldiğinde, yol çok bozuk ve elektrik de yokmuş. O gece köyde Atatürk'ün şerefine büyük bir eğlence düzenlemiş. Atatürk o gece çok neşeliymiş ve köyün güzel kızlarından biri olan Kamilça ite dans etmiş. Kamilça, daha sonra bir Türk ile evlenerek İstanbul'a yerleşmiş. Atatürk o gece Edek'in babasının işlettiği pansiyonda kalmış. Bugün bu odada Atatürk'ün bir portresi asılıdır. Bugün köyün 1/3 ü Polonezlilerin 2/3 ü Türklerin mülkiyetinde. Frederick Novicki'nin ifadesine göre yerli nüfus 70 genel nüfus ise 400 civarındadır. Polonezliler Türkçeyi ve lehçeyi aynı şekilde konuşuyorlar. Ayrıca Rumca, Fransızca, İtalyanca ve Almanca da biliyorlar. Genellikle eğitim seviyeleri yüksek. Eğitimlerini İstanbul'daki yabancı okullarda tamamlayıp yüksek tahsil de yapıyorlar. Köye girişte ilk göze çarpan, kilise ve karşısındaki mezarlıktır. Bu iki yapı Kontes Zborowska'nın 1914'de yurt dışında topladığı bağışlarla elde ettiği, koloninin ortak fonu ile yapılmıştır. Bu sırada köyün papazı olan Aleksis Siera'da hükümetten izin alabilmek için büyük çaba göstermiştir. Mezarlık ise Adampol'un aynı zamanda yazılı bir tarihidir de. Son derece temiz ve bakımlı olan bu mezarlığın girişindeki kitabe, Türkçe ve Lehçedir. "1831 ve 1863 yılında Polonya'nın hürriyeti için savaşmış olan ve 1854-56 tarihinde Kırım Savaşı'na katılmış bulunan kişiler için Polonezköy'deki bu Latin Katolik mezarlığı, 1848'de Türkiye'ye sığınmış Polonyalılar tarafından yapılmıştır."

Bu Türkçe ibarenin altında, lehçe tercüme de yer almaktadır.

Bu küçük ve bakımlı mezarlıkta, diğer mezarlardan biraz uzak ve göze batmayan bir yerinde, büyük Polonyalı Şair j. Slovvacki'nin ideal ve şiirsel aşkının simgesi olan Ludwicka, Sniadecka'nın mezarı yer alır. Ludwicka, Kırım Savaşı'nda Polonyalı Kazak ve Dragon (2) Alayı'nın komutanı olup Osmanlı Ordusu'nda Mehmet Sadık Paşa adıyla anılan General M. Czay-kovvski ile evlenmiş. Güçlü ve sanatkâr kişiliğiyle eşini çok etkileyen Ludwicka, 1866'da İstanbul'daki evinde ölünce vasiyeti üzerine buraya getirilip defnedilmiş. Ludwicka sonradan Müslüman olmuştur. Mezarlıktaki tek Müslüman mezarı da, bu hanımındır. Mezar taşında lehçe şu ibare vardır:

"CORKA JENDRZEJA SYNOVVlCA JANA ZONA GENERALA DOVVODCY KOZAKOVVI DRAGONOVV OTTOMANSKICH ZMARLA LUTEGO 1866 ROKU NA DZEHANCIRZE W KONSTANTYNOPOLU POCHOVVANA NAZIEMIPOLSKİEİ VVADÂMKIOJ"

Polonyalıların yapmış oldukları yakın akraba evliliklerinin bir ispatı da, buradaki taşlardır. Haçların üzerindeki aile isimleri neredeyse bir elin parmaklan kadardır. En çok rastlanan aile isimleri WlLKOSZEWSKl, NOVVIC-Ki, DOCHODA, RYZY, KEPKA, BlSKUPSKl'dır. Mezarlığın karşısındaki kilise, geniş bahçesi ve bahçeyi dolduran yüksek ağaçları ile, kiliseden çok, bir dağ evini andırır. Küçük demir parmaklıklı bir kapıdan bahçeye girince şair Mickiewicze için yapılmış küçük bir anıt göze çarpar. Üzerinde yine lehçe ve Türkçe şu ibare yazıtıdır.

Bu köy kilisesinin kapısındaki plakette de şu ibare yazılıdır:

"Polonezköy'deki bu Latin Katolik Kilisesi, 1842'de Azize Anna ismiyle inşa edilmiştir. Sonra 1914'de Czestochowa'lı (3) Meryem Ana'ya vakfedilmiştir."

Bu kitabenin de altında lehçesi yazılıdır.

Kilisenin papazı, annesi İtalyan, babası Fransız olan Marcel Corenthi'dir. Peder aynı zamanda Nötre Dame Delourde Katolik Kilisesi'nde görevli, 1963 yılından beri, 15 günde bir, cumartesi akşamından Polonezköy'e gelip, pazar ayinini yapıyor. Ayrıca önemli dinsel günlerdeki törenleri de, burada icra ediyor. 1962'de türk vatandaşı olan, 50 yaşlarında, ince yapılı, güleç yüzlü bir din adamı Peder Corenthi, bu kilise'de tatsız bir olayla göreve başlamıştı. Bir cenaze töreni ile.. Bunu vaftizler ve düğünler İzlemiş. Yalnız son senelerde oldukça yalnızlık basmış kiliseyi. Nüfus çok azaldığı için evlenen de vaftiz olan da olmuyormuş. Kilisenin son görkemli nikahı 24.3.1979 da Conrad'ın oğlu Petrum Paulum Zilkovvski ile Sabina'nınki imiş. Bu nikahtan sonra on sene boyunca susan düğün çanları, 6 Ağustos 1989 da Josef Dahoda ile Jola için bir kere daha çalmış. Kilise defterindeki kayıtlı son vaftiz ise 25.2.1985'te Bolek-Emine Biskupski'lerin kızı Dilara Melania'nın..

Peter Corenthi'den evvel, İstanbul'daki Saiunt Antuan Kilisesi'nden, Polonezlilerin dini törenleri için rahip gelirmiş. Jan Kot, Antonius Wojdas bunlardan ikisi. Kilisenin ilk rahibi Aleksis Siera 1847'de ölünce, lazarist rahipler kiliseyi idare etmeye başlamışlar. Kilise defterinden belli olduğu gibi, bunlar sürekli değişiyorlar, bir yıl içinde 3-4 rahip gibi. Laurentius Karaula, Marius Jubgonik, Fransius Josephs Zilhkowski gibi. Peder, cemaatin çok azaldığını ifade etti. Bunu biraz da çalışma koşullarının güçlüğüne, Almanya'da iş bulanlarla, Türklerle evlenip köyden ayrılanların çokluğuna, bir de konuklara daha iyi hizmet edebilme kaygısına bağlıyor. Evvelce 150-160 kişi olan cemaat, 40-45 kişiye inmiş. Ayin lehçe yapılıyor fakat vaaz Türkçe. Kilisenin bakımını, giderlerini Polonyalılar kendi aralarında sağlıyorlar. Dışarıdan dağ evini andıran kilisenin içi, oldukça geniş. Yüz elli kişiyi rahatlıkla alacak tertemiz sıraları, duvarlarında İsa'nın yaşantısını sembolize eden tabloları var. Birde tepede, tavana yakın yerde, lehçe büyük harflerle bir yazı:

"POD TWOJA OBRONE UClEKAMY SlE" (4)

Polonezköy'ün ilk eğitim yuvası, kontes'in topladığı yardımlarla yapılan kilise'ye bitişik küçük ek bina idi. Kilise'nin ilk rahibi ve buraya ilk yerleşenlerden olan Siera, burada göçmenlerin çocuklarının eğitimini de üstlenmişti. 1925'de ise, Pavel Julkowski, çocukları lehçe eğitiyormuş. Bu zat Polonezli olup, sonradan Almanya'ya gitmiş ve subay olmuş, l. Dünya Harbi'nin hemen öncesi alman zırhlısı Goben (sonradan Yavuz)'de Alman subayıymış. Gemi İstanbul'da bulunduğu sırada arkadaşlarını Adampol'e getirir, orada eğlenirler ve ava çıkarlarmış. Harp bitince de Polonezköy'e temelli olarak dönmüş. Köy İlkokulu 1930'larda Milli Eğitim'e geçmiş ve bu tarihten itibaren Türkçe eğitim başlamış. 1955'te Beykoz tapusunun 6 pafta, 94 parselde kayıtlı 1725 m2 lik arsanın içindeki tek katlı küçük binada eğitime başlamış. Adnan Okumuş, okulun hem müdürü, hem de öğretmeni. 1987-88 öğretim yılındaki öğrenci sayısı ise 27.. Tek derslik bir okul. Adnan Okumuş 5 sınıfı da tek dershanede eğitiyor, l.nci sınıfta 7, II.inci sınıfta 5, III.üncü sınıfta 6, IV. sınıfta ise 5, V.inci sınıfta 4 öğrenci var. Bu öğrenci tablosu Polo n ezköyü'nde genç nesilin artık bitmeye başladığını gösteriyor. Zira anne-baba polonez olan tek çocuk Aylin Clara Zilkovvski. Baba polonez anne türk olan da, Deniss Nowiçki. Geriye kalan 25 öğrenci ise türk. Bunlar da zenginlerin villalarındaki bekçi ve bahçıvanların çocukları. Polonezköy'den birtakım ünlü kişilerde çıkmıştır. Bunlardan biri Leyla Gencer. Annesi Polonyalı, babası Türk. Dünyaca ünlü soprano.. Çocukluk ve gençlik yıllarını Adampol'de geçiren Leyla Gencer, ilk gençlik aşkını da burada yaşamış. Polonez'in sarışın güzeli delikanlısı Zygmunt Ksiezopolski ile sık sık koruda buluşurlarmış. İki sevgili şarkı söylemeye başladı mı, bütün köy kulak kesilir onları dinlermiş. Ancak vefasız zamanın akışı içinde, iki sevgili ayrı düşmüş. Herkes kendi yolunu seçmiş. Leyla Gencer Türkiye'den ayrılınca, Zgymunt da Amerika'ya gitmiş (5). Kuzeni olan Leslav Ryzy'nin eşi, Polonez'de hâlâ pansiyonculuk yapıyor. Ryzy'ler Leyla Gencer'den sitemle söz ediyorlar. "İstanbul festivaline bin bir nazla geldi. Ancak iki adımlık Polonez'e uğramadı" diyorlar.

Dünyaca ünlü diğer bir Polonezli de, bir bilim adamı. Filolog Prof. Ludvvig Biskupski. İstanbul Üniversitesi'nde Fransız filoloji kürsüsünde rektörlük yapmış olan Biskupski, doğduğu yerin tarihini "La Turguie Moderrî'in Haziran 1955 sayısında belgelemiş ve Adampol'lular için verilen Osmanlı Fermanlarını ya-yınlamışttr. Bu fermanlardan H. 1271 (1854) ve H. 1276 (1857) tarihli olanları Kazak ve Dragon Alaylan'nın kurulması hakkındadır. Ünlülerin yanı sıra kendi branşlarında hayli başarılı kişiler de yetişmiştir bu şirin köyden. Bunlardan biri Leslav Ryzy'nin ağabeyi Edwin Ryzy. 1950'lerde Ankara Radyosu Dış Yayınlar Şubesi'nde lehçe tercüman ve spiker olarak çalışmış, daha sonra TRT Dış ilişkiler Müdürü olmuş. Çevresi tarafından çok sevilen Edwin Ryzy, 1980'de öldüğünde kendisine büyük bir cenaze merasimi yapılmış. Eski muhtar Edek'in çocukluk ve okul arkadaşı olan elektrik y. mühendisi Micezyslaw Ksiezopolski de Türkiye'de kurulan Siemens firmasında uzun yıllar yöneticilik yapmış. Hilton Oteli inşaatının bütün elektrik tesisatını Almanya'dan getirdiği malzeme ve makinelerle kurmuş. 1960'lı yıllarda ise Kanada'ya gidip, orada yerleşmiş. Polonya Sefarethanesinde görevli olan Kondrat'da, Polonezköy"den yetişenlerden. Yine Siemens'in proje ve mühendislik bürosunun müdürü köyden yetişme Elek. Y. Mühendisi A. Dohoda'dır.

Harbin bitişinden sonra 3 Ağustos 1956'da bu alay kaldırıldı. Fakat Mehmed Sadık Paşa 1873'e kadar Osmanlı Devleti'nin hizmetinde kaldı. 1973'te Çar II. Alexandır Kont Michal Czaykowski'yi affetti. Çok sevdiği ve en büyük yardımcısı olan eşi Ludwicka Sniadecka da ölmüştü. Artık onu buraya bağlayan pek bir şey kalmamıştı. Çaı"ın affından sonra Kiev'e yerleşti ve yeniden Hıristiyan oldu. 1886'da Çernigov yakınında Borki'de bulunan kendi çiftliğinde intihar etti. Polonezlilerin bazıları hatıralarına o kadar bağlı ki, insan keşke hepsi böyle olsa diyor içinden. Bunlardan bir tanesi koloniye ilk yerleşenlerden Ignace Kepka'nın (6) torunu olan Anna Wilkoşewski. Koloninin kurucusu olan Adam Czartoryski'nin bir portresini evinde büyük bir titizlikle muhafaza ediyor. Ayrıca bir de anı defteri var. Bu defter ona iki sene evvel 80 yaşında ölen teyzesi Zofia Ryzy'den intikal etmiş. Anna da onu Polonya tarihinin gelmiş geçmiş kahramanlarının resimleri madalyalar ve büyük-küçük flamalarla beraber muhafaza ediyor. Defteri karıştırdığınızda burayı kimlerin ziyaret ettiğini görüyorsunuz.

Anna ve diğer Polonezlilerin söylediğine göre, Alman Mareşali Von Der Goltz da buraya gelmiş ve bu deftere "Kendimi Adampol'de Cennetteki Adem gibi hissediyorum" diye yazmış (7). Yalnız defterin bu sayfası kopuk. Anna ve Edek bu sözleri çok iyi hatırlıyorlar. Anna'ya göre 1,5 yıl önce gelen Polonyalı gazeteci ve televizyoncular, buradan epey malzeme toplayıp götürmüşler. Bu defter yaprağı da o zaman yırtılıp alınmış olabilir. Polonezköy'ü, Fransa, Avusturya ve Macaristan Elçilikleri geçmişte himaye etmişlerdir, l.nci Dünya Savaşı'ndan önce Osmanlı Sarayı mensupları, ileri gelenleri ve yabancı diplomatlar, Polonez'in güzel manzarasından, temiz havasından zevk alırlardı (8).

123 yıllık işgali süresince verilen kurtuluş mücadelesinde Adampol-Polonezköy, daima bir özgürlük ışığı olarak Polonya-Türkiye dostluğunun bir sembolü ve toleransın göstergesidir.

   
KAYNAKÇA ve NOTLAR :

(1) Şeref Kayaboğazı, Boğaziçi, ist. 1958, s. 160.

(2) Dragon, Fransız ordusunda atlı veya yaya olarak savaşan askerlere verilen bir isimdir. Mitolojide de aslan pençeli, kanatlı ve yılan kuyruklu bir yaratık olarak tasvir edilir.

(3) Czecîochowa, Polonya'da yukarı Warta kıyısında küçük bir şehirdir. Bu şehir "Sjyah Meryem'e" ithaf edilmiştir.

(4) Bu ibarenin anlamı: "Senin himayene sığınıyoruz".

(5) Ümit Bayazoğlu, "Polonezköy", Şehir Dergisi, Ağustos 1987, s. 6, s. 25.

(6) Ignace Kepka 101 yaşına kadar yaşamış ve Dragon alayında Kont Zamoyski'nin birliğinde savaşmış bir eski askerdir. Paul Zilkovvski'nin kitabında yazdığına göre Ignace Kepka asker ruhunu hiç yitirmemiş. 1918 kısmında yurdunun yüzyıllık düşmanlarının boyunduruğundan kurtulduğu haberini aldığında gözlerinden sevinç yaşları boşalmış ve eski savaş türküleri olan "Silah Başına"yı söylemeye başlayarak duygularını dile getirmiş.

(7) Dr. Ludvving Biskupskİ, La Turquie Moderne, Haz. 1955

(8) Betsy Harrell-Evelyn Lyle Kalças, Mini Tours near İstanbul, Book l, isi. 1975, s. 12.