Bir
taşra atmosferinde yemek yemek,
trafik kargaşasından uzak bir
yürüyüş yapmak istiyorsanız,
Beykoz'a 24 km. uzaklıktaki bu
şirin, bot yeşillik içindeki
Polonezköy'de birkaç saat
geçirebilirsiniz. Türkiye'de
Polonyalıların yaşadığı bu köy,
sosyolojik ve coğrafi açıdan,
ilk duyuşta insana biraz çarpıcı
geliyor, işte burası İstanbul'un
en güzel sürprizlerinden
biridir.
Polonezköy'e İstanbul'dan yakın
zamana kadar biri Alemdağ'dan
diğeri Beykoz'dan olmak üzere
iki yoldan gidilirdi. Fatih
Sultan Mehmet köprüsü ve buna
bağlı çevre yollarının
tamamlanmasıyla bugün
Kavacık'tan da köye
ulaşılabilmektedir. Diğerlerine
nazaran daha kısa olan bu yeni
yol, ilkokul ile Gülay Otel'in
bulunduğu, köyün kuzey
kısmındaki alt girişten sizi köy
meydanına çıkarır. Beykoz'dan
başlayan yol ise, 24 km. sonra
sizi mezarlık ve kilise
arasından kıvrılarak bir çatal
ağzına getirir. Çatal ağzının
iki yanı da biraz ileride köy
alanını kucaklar. Sağda solda,
alçak tahta parmaklıkların
çevrelediği çiçekli bahçelerde,
çoğu beton, bazıları da ahşap
kaplamalı ikişer katlı Polonez
evleri görülür. Köyün, Beykoz
tarafındaki yolunun kıraçlığına
karşılık Polonez'i çevreleyen
çiçekli bahçelerde, çoğu beton,
bazıları da ahşap kaplamalı
ikişer katlı Polonez evleri
görülür. Köyün Beykoz
tarafındaki yolunun kıraçlığına
karşılık Polonez'i çevreleyen o
yemyeşil doku, yer-yer bu
çiçekli bahçelere kadar sokulur.
Kekik kokularına çeşitli çiçek
kokularının karıştığı yerlerdir
bu bahçeler.. Çiçekli
çardakların süslediği bu
bahçelerde tahta masa ve
iskemlelerde, Polonezköylüler
yemek servisi yaparlar. Bu iki
katlı evlerin alt katları,
mutfak ve kiler görevi görür.
Üst katları ise pansiyondur. Yol
boyunca uzanan bahçeli evlerin
hemen hepsinin kapısında
"pansiyon-yemek" yazılı
tabelalar asılıdır ve ev
sahipleri de size hiçbir şey
sormadan birkaç saatliğine
odalarında misafir etmeğe
hazırdırlar.
Yalnız bu köy yakın dönemde
birtakım özelliklerini yitirmeye
başlamıştır. Köyü ilk kuranların
torunları yurt dışına göçmüş,
evler Türkler tarafından satın
alınmış, özgün mimari
özellikleri ortadan kalkmaya
başlamıştır, sessizlik ve
sükûnet de, çok yakın bir
zamanda yerini kalabalık ve
gürültüye bırakmaya adaydır.
Sürecin kendisini tamamlaması
halinde, gelecek kuşaklara yöre
özelliklerinden çok şeyin
aktarılamayacağı kesindir.
Beykoz tapusunda 1298 tarih, 16
cilt, 56 sayfa ve 32 sıra
numarasında kayıtlı bulunan bu
köyün, 550 hektarı baltalık
orman, 138 hektarı tarım
arazisi, 50 hektarı da koru
ormanıdır. Orman, 1945 yılında
4785 sayılı yasa ile devlete
geçmiştir. Bugün meşe
baltalıkları Orman idaresi
tarafından çeşitli çam
türleriyle ağaçlandırılmaktadır.
Eskiden ormanlık alan daha da
genişlemiş 1914'de
İstanbul-Ankara demiryolu
yapılırken, 150 senelik meşeler
kesilmiş ve travers yapımında
kullanılmış. Bu ormanlar
Polonez'den itibaren az çok
genişleyen bir şerit halinde
doğuda Sakarya'ya kadar uzanır.
Buradan da Bolu ve Kastamonu'ya
ulaşan Çamdağ ormanlarına
kavuşur.
Eski Polonezliler, "Türkiye'nin
ilk pansiyoncuları biziz"
diyorlar. Ama o günlerden bu
yana, daha doğrusu çok kısa bir
zaman sürecinin içinde çok şey
değişti. Çok değil bundan 10-15
yıl öncesinde Polonez'e
gelenleri milli giysiler
içindeki kızlar karşılar, vişne,
kiraz, elma ve armut ağaçlarının
altındaki tertemiz masalarda
size özel yemekleri olan
mantarlı ve kabarık omletleri
ile lahana turşusu, domuz
pirzolası ikram ederlerdi. Doğu
Avrupa sitilindeki, ahşap
çatıları sazla kaptı çiftlik
ambarları ve avlularında
birbirini kovalayan domuzların
yerini tavuk ve hindiler, eski
spesiyalitelerinin yerini de,
kızarmış tavuk, patates ve
fasulye almıştır bugün.. Yalnız
Polonezliler, hâlen
yoğurtlarını, yumurtalarını,
tereyağlarını, köy peynirlerini
ve ekşi kremalarını, İstanbul'un
bazı dükkânlarında
pazarlıyorlar. Pansiyonculuğu
yanında ziraat ve hayvancılık da
ikinci bir gelir kaynakları..
Evvelce ormanlarda geniş çapta
avcılık da yapılıyormuş.
Bilhassa yaban domuzu ve
karaca.. Bugün pek hayvan
kalmadığı için, Polonez
erkekleri bu işi bir hobi olarak
sürdürüyorlar. Köyün bir evvelki
muhtarı Edek, 65 yaşın üstünde
ve hâlâ çok dinç. Her gün
arabasıyla Beykoz'a iniyor,
pansiyonunun ihtiyaçlarını
alıyor, çiftliğiyle uğraşıyor.
Birkaç yabancı dili iyi bilen
Edek, orta öğrenimini
İstanbul'da Saint Joseph'de
yapmış, sonra Fransa'ya giderek
ziraat teknisyenliği tahsilini
tamamlamış. Babası Çanakkale
Savaşı'na katılmış, onunla
beraber köyden dokuz genç daha
gitmiş bu savaşa. Fakat Edek'in
babasından başka dönen olmamış.
Köylülerin ve Edek'in
hatıralarındaki en önemli olay
1935'te Atatürk'ün köyü
ziyareti. Bunu bugün de her
Polonezli iftiharla söylüyor ve
"Bizi Türk vatandaşlığına o
kabul etti. Atatürk'e Polonezköy,
varlığını borçludur" diyorlar.
Atatürk maiyeti ile köye
geldiğinde, yol çok bozuk ve
elektrik de yokmuş. O gece köyde
Atatürk'ün şerefine büyük bir
eğlence düzenlemiş. Atatürk o
gece çok neşeliymiş ve köyün
güzel kızlarından biri olan
Kamilça ite dans etmiş. Kamilça,
daha sonra bir Türk ile
evlenerek İstanbul'a yerleşmiş.
Atatürk o gece Edek'in babasının
işlettiği pansiyonda kalmış.
Bugün bu odada Atatürk'ün bir
portresi asılıdır. Bugün köyün
1/3 ü Polonezlilerin 2/3 ü
Türklerin mülkiyetinde.
Frederick Novicki'nin ifadesine
göre yerli nüfus 70 genel nüfus
ise 400 civarındadır.
Polonezliler Türkçeyi ve lehçeyi
aynı şekilde konuşuyorlar.
Ayrıca Rumca, Fransızca,
İtalyanca ve Almanca da
biliyorlar. Genellikle eğitim
seviyeleri yüksek. Eğitimlerini
İstanbul'daki yabancı okullarda
tamamlayıp yüksek tahsil de
yapıyorlar. Köye girişte ilk
göze çarpan, kilise ve
karşısındaki mezarlıktır. Bu iki
yapı Kontes Zborowska'nın
1914'de yurt dışında topladığı
bağışlarla elde ettiği,
koloninin ortak fonu ile
yapılmıştır. Bu sırada köyün
papazı olan Aleksis Siera'da
hükümetten izin alabilmek için
büyük çaba göstermiştir.
Mezarlık ise Adampol'un aynı
zamanda yazılı bir tarihidir de.
Son derece temiz ve bakımlı olan
bu mezarlığın girişindeki
kitabe, Türkçe ve Lehçedir.
"1831 ve 1863 yılında
Polonya'nın hürriyeti için
savaşmış olan ve 1854-56
tarihinde Kırım Savaşı'na
katılmış bulunan kişiler için
Polonezköy'deki bu Latin Katolik
mezarlığı, 1848'de Türkiye'ye
sığınmış Polonyalılar tarafından
yapılmıştır."
Bu Türkçe ibarenin altında,
lehçe tercüme de yer almaktadır.
Bu küçük ve bakımlı mezarlıkta,
diğer mezarlardan biraz uzak ve
göze batmayan bir yerinde, büyük
Polonyalı Şair j. Slovvacki'nin
ideal ve şiirsel aşkının simgesi
olan Ludwicka, Sniadecka'nın
mezarı yer alır. Ludwicka, Kırım
Savaşı'nda Polonyalı Kazak ve
Dragon (2) Alayı'nın komutanı
olup Osmanlı Ordusu'nda Mehmet
Sadık Paşa adıyla anılan General
M. Czay-kovvski ile evlenmiş.
Güçlü ve sanatkâr kişiliğiyle
eşini çok etkileyen Ludwicka,
1866'da İstanbul'daki evinde
ölünce vasiyeti üzerine buraya
getirilip defnedilmiş. Ludwicka
sonradan Müslüman olmuştur.
Mezarlıktaki tek Müslüman mezarı
da, bu hanımındır. Mezar taşında
lehçe şu ibare vardır:
"CORKA JENDRZEJA SYNOVVlCA JANA
ZONA GENERALA DOVVODCY KOZAKOVVI
DRAGONOVV OTTOMANSKICH ZMARLA
LUTEGO 1866 ROKU NA DZEHANCIRZE
W KONSTANTYNOPOLU POCHOVVANA
NAZIEMIPOLSKİEİ VVADÂMKIOJ"
Polonyalıların yapmış oldukları
yakın akraba evliliklerinin bir
ispatı da, buradaki taşlardır.
Haçların üzerindeki aile
isimleri neredeyse bir elin
parmaklan kadardır. En çok
rastlanan aile isimleri
WlLKOSZEWSKl, NOVVIC-Ki, DOCHODA,
RYZY, KEPKA, BlSKUPSKl'dır.
Mezarlığın karşısındaki kilise,
geniş bahçesi ve bahçeyi
dolduran yüksek ağaçları ile,
kiliseden çok, bir dağ evini
andırır. Küçük demir parmaklıklı
bir kapıdan bahçeye girince şair
Mickiewicze için yapılmış küçük
bir anıt göze çarpar. Üzerinde
yine lehçe ve Türkçe şu ibare
yazıtıdır.
Bu köy kilisesinin kapısındaki
plakette de şu ibare yazılıdır:
"Polonezköy'deki bu Latin
Katolik Kilisesi, 1842'de Azize
Anna ismiyle inşa edilmiştir.
Sonra 1914'de Czestochowa'lı (3)
Meryem Ana'ya vakfedilmiştir."
Bu kitabenin de altında lehçesi
yazılıdır.
Kilisenin papazı, annesi
İtalyan, babası Fransız olan
Marcel Corenthi'dir. Peder aynı
zamanda Nötre Dame Delourde
Katolik Kilisesi'nde görevli,
1963 yılından beri, 15 günde
bir, cumartesi akşamından
Polonezköy'e gelip, pazar
ayinini yapıyor. Ayrıca önemli
dinsel günlerdeki törenleri de,
burada icra ediyor. 1962'de türk
vatandaşı olan, 50 yaşlarında,
ince yapılı, güleç yüzlü bir din
adamı Peder Corenthi, bu
kilise'de tatsız bir olayla
göreve başlamıştı. Bir cenaze
töreni ile.. Bunu vaftizler ve
düğünler İzlemiş. Yalnız son
senelerde oldukça yalnızlık
basmış kiliseyi. Nüfus çok
azaldığı için evlenen de vaftiz
olan da olmuyormuş. Kilisenin
son görkemli nikahı 24.3.1979 da
Conrad'ın oğlu Petrum Paulum
Zilkovvski ile Sabina'nınki
imiş. Bu nikahtan sonra on sene
boyunca susan düğün çanları, 6
Ağustos 1989 da Josef Dahoda ile
Jola için bir kere daha çalmış.
Kilise defterindeki kayıtlı son
vaftiz ise 25.2.1985'te Bolek-Emine
Biskupski'lerin kızı Dilara
Melania'nın..
Peter Corenthi'den evvel,
İstanbul'daki Saiunt Antuan
Kilisesi'nden, Polonezlilerin
dini törenleri için rahip
gelirmiş. Jan Kot, Antonius
Wojdas bunlardan ikisi.
Kilisenin ilk rahibi Aleksis
Siera 1847'de ölünce, lazarist
rahipler kiliseyi idare etmeye
başlamışlar. Kilise defterinden
belli olduğu gibi, bunlar
sürekli değişiyorlar, bir yıl
içinde 3-4 rahip gibi.
Laurentius Karaula, Marius
Jubgonik, Fransius Josephs
Zilhkowski gibi. Peder, cemaatin
çok azaldığını ifade etti. Bunu
biraz da çalışma koşullarının
güçlüğüne, Almanya'da iş
bulanlarla, Türklerle evlenip
köyden ayrılanların çokluğuna,
bir de konuklara daha iyi hizmet
edebilme kaygısına bağlıyor.
Evvelce 150-160 kişi olan
cemaat, 40-45 kişiye inmiş. Ayin
lehçe yapılıyor fakat vaaz
Türkçe. Kilisenin bakımını,
giderlerini Polonyalılar kendi
aralarında sağlıyorlar.
Dışarıdan dağ evini andıran
kilisenin içi, oldukça geniş.
Yüz elli kişiyi rahatlıkla
alacak tertemiz sıraları,
duvarlarında İsa'nın yaşantısını
sembolize eden tabloları var.
Birde tepede, tavana yakın
yerde, lehçe büyük harflerle bir
yazı:
"POD TWOJA OBRONE UClEKAMY SlE"
(4)
Polonezköy'ün ilk eğitim yuvası,
kontes'in topladığı yardımlarla
yapılan kilise'ye bitişik küçük
ek bina idi. Kilise'nin ilk
rahibi ve buraya ilk
yerleşenlerden olan Siera,
burada göçmenlerin çocuklarının
eğitimini de üstlenmişti.
1925'de ise, Pavel Julkowski,
çocukları lehçe eğitiyormuş. Bu
zat Polonezli olup, sonradan
Almanya'ya gitmiş ve subay
olmuş, l. Dünya Harbi'nin hemen
öncesi alman zırhlısı Goben
(sonradan Yavuz)'de Alman
subayıymış. Gemi İstanbul'da
bulunduğu sırada arkadaşlarını
Adampol'e getirir, orada
eğlenirler ve ava çıkarlarmış.
Harp bitince de Polonezköy'e
temelli olarak dönmüş. Köy
İlkokulu 1930'larda Milli
Eğitim'e geçmiş ve bu tarihten
itibaren Türkçe eğitim başlamış.
1955'te Beykoz tapusunun 6
pafta, 94 parselde kayıtlı 1725
m2 lik arsanın içindeki tek
katlı küçük binada eğitime
başlamış. Adnan Okumuş, okulun
hem müdürü, hem de öğretmeni.
1987-88 öğretim yılındaki
öğrenci sayısı ise 27.. Tek
derslik bir okul. Adnan Okumuş 5
sınıfı da tek dershanede
eğitiyor, l.nci sınıfta 7, II.inci
sınıfta 5, III.üncü sınıfta 6,
IV. sınıfta ise 5, V.inci
sınıfta 4 öğrenci var. Bu
öğrenci tablosu Polo n
ezköyü'nde genç nesilin artık
bitmeye başladığını gösteriyor.
Zira anne-baba polonez olan tek
çocuk Aylin Clara Zilkovvski.
Baba polonez anne türk olan da,
Deniss Nowiçki. Geriye kalan 25
öğrenci ise türk. Bunlar da
zenginlerin villalarındaki bekçi
ve bahçıvanların çocukları.
Polonezköy'den birtakım ünlü
kişilerde çıkmıştır. Bunlardan
biri Leyla Gencer. Annesi
Polonyalı, babası Türk. Dünyaca
ünlü soprano.. Çocukluk ve
gençlik yıllarını Adampol'de
geçiren Leyla Gencer, ilk
gençlik aşkını da burada
yaşamış. Polonez'in sarışın
güzeli delikanlısı Zygmunt
Ksiezopolski ile sık sık koruda
buluşurlarmış. İki sevgili şarkı
söylemeye başladı mı, bütün köy
kulak kesilir onları dinlermiş.
Ancak vefasız zamanın akışı
içinde, iki sevgili ayrı düşmüş.
Herkes kendi yolunu seçmiş.
Leyla Gencer Türkiye'den
ayrılınca, Zgymunt da Amerika'ya
gitmiş (5). Kuzeni olan Leslav
Ryzy'nin eşi, Polonez'de hâlâ
pansiyonculuk yapıyor. Ryzy'ler
Leyla Gencer'den sitemle söz
ediyorlar. "İstanbul festivaline
bin bir nazla geldi. Ancak iki
adımlık Polonez'e uğramadı"
diyorlar.
Dünyaca ünlü diğer bir Polonezli
de, bir bilim adamı. Filolog
Prof. Ludvvig Biskupski.
İstanbul Üniversitesi'nde
Fransız filoloji kürsüsünde
rektörlük yapmış olan Biskupski,
doğduğu yerin tarihini "La
Turguie Moderrî'in Haziran 1955
sayısında belgelemiş ve
Adampol'lular için verilen
Osmanlı Fermanlarını ya-yınlamışttr.
Bu fermanlardan H. 1271 (1854)
ve H. 1276 (1857) tarihli
olanları Kazak ve Dragon
Alaylan'nın kurulması
hakkındadır. Ünlülerin yanı sıra
kendi branşlarında hayli
başarılı kişiler de yetişmiştir
bu şirin köyden. Bunlardan biri
Leslav Ryzy'nin ağabeyi Edwin
Ryzy. 1950'lerde Ankara Radyosu
Dış Yayınlar Şubesi'nde lehçe
tercüman ve spiker olarak
çalışmış, daha sonra TRT Dış
ilişkiler Müdürü olmuş. Çevresi
tarafından çok sevilen Edwin
Ryzy, 1980'de öldüğünde
kendisine büyük bir cenaze
merasimi yapılmış. Eski muhtar
Edek'in çocukluk ve okul
arkadaşı olan elektrik y.
mühendisi Micezyslaw
Ksiezopolski de Türkiye'de
kurulan Siemens firmasında uzun
yıllar yöneticilik yapmış.
Hilton Oteli inşaatının bütün
elektrik tesisatını Almanya'dan
getirdiği malzeme ve makinelerle
kurmuş. 1960'lı yıllarda ise
Kanada'ya gidip, orada
yerleşmiş. Polonya
Sefarethanesinde görevli olan
Kondrat'da, Polonezköy"den
yetişenlerden. Yine Siemens'in
proje ve mühendislik bürosunun
müdürü köyden yetişme Elek. Y.
Mühendisi A. Dohoda'dır.
Harbin bitişinden sonra 3
Ağustos 1956'da bu alay
kaldırıldı. Fakat Mehmed Sadık
Paşa 1873'e kadar Osmanlı
Devleti'nin hizmetinde kaldı.
1973'te Çar II. Alexandır Kont
Michal Czaykowski'yi affetti.
Çok sevdiği ve en büyük
yardımcısı olan eşi Ludwicka
Sniadecka da ölmüştü. Artık onu
buraya bağlayan pek bir şey
kalmamıştı. Çaı"ın affından
sonra Kiev'e yerleşti ve yeniden
Hıristiyan oldu. 1886'da
Çernigov yakınında Borki'de
bulunan kendi çiftliğinde
intihar etti. Polonezlilerin
bazıları hatıralarına o kadar
bağlı ki, insan keşke hepsi
böyle olsa diyor içinden.
Bunlardan bir tanesi koloniye
ilk yerleşenlerden Ignace
Kepka'nın (6) torunu olan Anna
Wilkoşewski. Koloninin kurucusu
olan Adam Czartoryski'nin bir
portresini evinde büyük bir
titizlikle muhafaza ediyor.
Ayrıca bir de anı defteri var.
Bu defter ona iki sene evvel 80
yaşında ölen teyzesi Zofia
Ryzy'den intikal etmiş. Anna da
onu Polonya tarihinin gelmiş
geçmiş kahramanlarının resimleri
madalyalar ve büyük-küçük
flamalarla beraber muhafaza
ediyor. Defteri
karıştırdığınızda burayı
kimlerin ziyaret ettiğini
görüyorsunuz.
Anna ve diğer Polonezlilerin
söylediğine göre, Alman Mareşali
Von Der Goltz da buraya gelmiş
ve bu deftere "Kendimi
Adampol'de Cennetteki Adem gibi
hissediyorum" diye yazmış (7).
Yalnız defterin bu sayfası
kopuk. Anna ve Edek bu sözleri
çok iyi hatırlıyorlar. Anna'ya
göre 1,5 yıl önce gelen
Polonyalı gazeteci ve
televizyoncular, buradan epey
malzeme toplayıp götürmüşler. Bu
defter yaprağı da o zaman
yırtılıp alınmış olabilir.
Polonezköy'ü, Fransa, Avusturya
ve Macaristan Elçilikleri
geçmişte himaye etmişlerdir,
l.nci Dünya Savaşı'ndan önce
Osmanlı Sarayı mensupları, ileri
gelenleri ve yabancı
diplomatlar, Polonez'in güzel
manzarasından, temiz havasından
zevk alırlardı (8).
123
yıllık işgali süresince verilen
kurtuluş mücadelesinde Adampol-Polonezköy,
daima bir özgürlük ışığı olarak
Polonya-Türkiye dostluğunun bir
sembolü ve toleransın
göstergesidir. |
 |
| |
|
KAYNAKÇA ve NOTLAR :
(1) Şeref Kayaboğazı,
Boğaziçi, ist. 1958, s. 160.
(2) Dragon, Fransız ordusunda
atlı veya yaya olarak savaşan
askerlere verilen bir isimdir.
Mitolojide de aslan pençeli,
kanatlı ve yılan kuyruklu bir
yaratık olarak tasvir edilir.
(3) Czecîochowa, Polonya'da
yukarı Warta kıyısında küçük bir
şehirdir. Bu şehir "Sjyah
Meryem'e" ithaf edilmiştir.
(4) Bu ibarenin anlamı: "Senin
himayene sığınıyoruz".
(5) Ümit Bayazoğlu, "Polonezköy",
Şehir Dergisi, Ağustos 1987, s.
6, s. 25.
(6) Ignace Kepka 101 yaşına
kadar yaşamış ve Dragon alayında
Kont Zamoyski'nin birliğinde
savaşmış bir eski askerdir. Paul
Zilkovvski'nin kitabında
yazdığına göre Ignace Kepka
asker ruhunu hiç yitirmemiş.
1918 kısmında yurdunun yüzyıllık
düşmanlarının boyunduruğundan
kurtulduğu haberini aldığında
gözlerinden sevinç yaşları
boşalmış ve eski savaş türküleri
olan "Silah Başına"yı söylemeye
başlayarak duygularını dile
getirmiş.
(7) Dr. Ludvving Biskupskİ, La
Turquie Moderne, Haz. 1955
(8) Betsy Harrell-Evelyn Lyle
Kalças, Mini Tours near
İstanbul, Book l, isi. 1975, s.
12. |
|
| |
|
|