Polonezköy ~ Adampol'da Yaşayanlar
 

 

Polonezköy Rehberi

  Ana Sayfa
  Polonezköy Hakkında
  Polonezköy Aktiviteler
  Polonezköy Oteller
  Polonezköy Pansiyonlar
  Polonezköy Restoranlar
  Polonezköy Çevre Tesisler
  Polonezköy Kiraz Festivali
  Polonezköy Turları
  Polonezköy Kır Düğünleri
  Fotoğraf Galerisi
  İletişim
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ana Sayfa > Polonezköy Hakkında > Adampol'da Yaşayanlar
 
Adampol'da soyadları çeşitli arşivlerde kayıtlı 250'den fazla göçmen yaşadı. Köyde, aşağı yukarı 100 kişinin doğmuş olduğu biliniyor. Kuşkusuz bu küçük kitapta tüm kişileri tek tek anmam mümkün değil. Ancak, köyün en ilginç sakinlerinden, ayrıca gelişmesine en çok katkısı olanlardan söz edeceğim. İşte onlar Adampol'un tarihini yaratanlardır.

Köyün ilk sakinlerinin özgeçmişlerini Prens Czartoryski için Czaykowski yazmıştır. Özgeçmişler, Adampol'u kurmanın ve ayrıca gelişmesi için düzenli şekilde büyük miktarlarda para ayırmanın en önemli gerekçesiydi. Listedeki ilk kişi Kazimierz Probola'dır. Yaşamı ve maceraları, ilginç ve kalın bir kitabın konusu olabilir. Yaşamını ayrıntılı olarak anlatmadan, yalnızca Czaykowski'nin yazdığı birkaç cümleyle yetinilse bile, bu, Rus ordusuna alınmış ve kaderin bir cilvesiyle Osmanlı İmparatorluğu'na katılmış Polonyalıların durumlarını açıkça ortaya koyabilecek niteliktedir. Probola, Zamosc kenti civarında, Katolik bir köylü ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Kasım Ayaklanması'nda 4. Süvari Birliği askeri olarak savaşır, çatışmaların birinde Ruslara esir düşer. Ruslar genellikle, esir aldıkları Polonya ayaklanma ordusunun askerlerini zorla Rus ordusuna alır, kendilerine başkaldıran Çerkezlerle savaşmaları için Kafkasya'ya gönderirlerdi. Probola, Çar içim savaşmak istemeyip Çerkezlere sığınır. Fakat Kafkasya dağlıları, yandaşları olan Polonyalıları, düşmanları olan Ruslardan ayıt edemezler. Bu yüzden Probola, düşman ordusu askeri olarak muamele görüp bir Kürde satılır. Şansı varmış ki sahibi kendisine karşı iyidir, hatta İslâmiyet'i kabullenmesini bile istemez. Probola, sahibiyle bütün Anadolu'yu gezer, Osmanlı'ya başkaldıran Mısır Valisi Muhammed Ali'ye karşı düzenlenen seferde de yer alır. 1839 yılında bir çatışma sonunda esir düşer. Mısırlı kumandanlardan İbrahim Paşa, Probola'nın askeri yeteneklerini fark edip onu, süvari tümeni öğretmenliğine atar. Probola'nın durumu Mısır'da iyidir ama İslâmiyet'i kabul etmesi istenir. Bu yüzden "Yukarı Mısır'dan" (belki Yukarı Mısır derken, o zaman Muhammed Ali'nin eline geçen Lübnan'ı kastetmektedir) kaçar ve çölü yayan geçerek İstanbul'a ulaşır. Orada ayakkabı tamirciliği ile hayatını kazanmaya çalışır ama "dürüst ve çalışkan olduğu halde, arkadaşlarından biriyle harap bir bodrumda yaşayacak kadar zor duruma düşer".

Adampol'da üç yıllık çalışmadan sonra Probola mütevazı bir ahşap ev, bir tarla, birkaç kovan, at, inek, ve iki dana sahibi olur. Evlenir, 1847 yılında oğlu dünyaya gelir. Adam Michal adını koyar, çocuğun vaftiz babası Michal Czaykowski, annesi ise Ludwika Sniadecka olurlar (Ludwika Şniadeçka, 19. Yüzyılda yaşamış Polonyalı kadınların en meşhurlarından biridir ve Boğaziçi'nde 20 yıldan fazla yaşamıştır). Czaykowski'nin Prens Czartoryski'ye yazdığı 6 Haziran 1845 tarihli raporun 64 numaralı ekinde özgeçmişi verilen, yeni yerleşen 24 göçmenden yalnızca ikisi Polonya Kasım Ayaklanması'nda savaşmamıştı. Çoğu -Probola gibi- ayaklanmadan sonra ceza olarak Rus ordusuna alınıp, Kafkasya ve Çerkez esaretinden sonra Adampol'a varmıştı. Probola'nın arkadaşlarının çoğu daha da korkunç ve feci olaylar yaşamıştı. Örnek olarak iki vaka anlatmak istiyorum. Çerkezlere esir alınan Wojciech Bielak (Voyçeh Biyelak) iki yıl köle olarak çalıştırılmış, geceleri de, kaçmaması için boynundan ağaç gövdesine zincirlenmiş. Küçük asillerden gelen Franciszek Serafimowicz (Françişek Serafimoviç) de Rus ordusuna alınmış, ama çoğu arkadaşı gibi Kafkasya'ya değil Besarabya'ya (Boğdan) gönderilmiş. Vatanseverliği yüzünden çok çekmiş. Czaykowski'nin yazdığına göre, yalnız bir ay içinde 2500 kamçı yemiş. Dayaktan aklı karışmış. Bu durumdayken yüzerek Tuna'yı geçmiş. Orada kendisine rastlayan Şark Ajansı'nın bir adamı onu Adampol'a yerleştirmiş. Ancak , Adampol'da sağlığına kavuşmuş.

Çerkezlerin, Rus ordusundan kaçanlara karşı kötü muamele yaptıkları şeklindeki haberler Polonyalıların kaçışlarını büyük ölçüde durdurmuştu. Bu nedenle 1840'lı yılların ikinci yarısında Adampol'u, Çerkez esaretinden kaçıp gelen Polonyalılar için iltica yeri olarak koruma gereksinimi giderek azaldı. Ama köy, Şark Ajansı için "arka cephe" olma fonksiyonunu devam ettirdiğinden, varlığı "Hotel Lambert" için önemliydi. Adampol'un Polonyalı mülteciler için bir sığınma yeri olması, "Uluslar Baharı" hareketinin Macaristan'da yenilgiye uğramasından sonra tekrar önem kazandı. O zaman Osmanlı İmparatorluğu'na yüzlerce Polonyalı geldi. Sonuçta 1849-1851 yılları arasında Adampol'a hemen hemen 100 yeni göçmen geldi. Adampol'daki mezarlıkta ilk taşlar da belirmeye başlar bu arada. İlki, Aralık 1850'de ölen Karol Zarzycki (Karol Zajıtski)'ye aittir. Şubat 1851'de Binbaşı Franciszek Michalowski (Frankçişek Mihalovski), kısa bir süre sonra, Temmuz 1851'de Wladyslaw Jelenski (Vladislav Yelenski) ölürler. Hiç birinin kabir taşı koyacak kimsesi yoktur, bu yüzden mezarlarından hiç iz kalmamıştır. Karol Zarzycki ile Binbaşı Franciszek Michalowski hakkıanda hiç bir şey bilinmiyor. O zamanlarda Czaykowski yeni gelen göçmenlerin özgeçmişlerini yazmıyordu.
   

Wladslaw Jelenski'ye, Adampol halkı içerisinde renkli hayatıyla ön plana çıkmış birisidir. 1821 yılında, toprak sahibi, zengin ve asil bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelir. Liseyi Wilno'da bitirir. Gerçi Dorpat'ta (şimdi Estonya'daki Tartu) yüksek öğrenime başlar., ama kısa bir süre içinde bir yer altı örgütüne katılır. Ruslar faaliyetini saptayınca 1837'de Fransa'ya kaçmak zorunda kalır. Orada, güverte tayfası olarak donanmanın ticarî bölümünde çalışmaya başlar. Birkaç yıl sonra subaylığa yükselir, donama teori ve pratiğine ilişkin yazılarıyla şeflerinin dikkatini çeker. Fransız gemici kimliğiyle bütün Avrupa, Meksika, Haiti, Brezilya, Şili ve Senegal kıyılarını tanıma olanağı bulur. Fakat Polonya'da silahlı bir ayaklanmada yer alma düşüncesinden asla vazgeçmemiştir. Plymouth'tan Czartoryski'ye, 12 Ocak 1846'da gönderdiği mektubunda ilginç bir öneride bulunur. küçük gemiler Baltık Denizi'ne girip Rewal limanında duran Rus gemilerini yok edeceklerdir. Çıkarma birliği ise, Rusya'nın elindeki Estonya'da karaya çıkıp, Ruslarla savaşmak için Litvanya'ya gidecektir. Bu tasarı, fazla maceracı göründüğü gerekçesiyle Prens tarafından kabul edilmez. Jelenski, ayrıca Litvanya ile Beyaz Rusya'nın iç politikası hakkında prense ayrıntılı bilgi iletmeye devam eder. Jelenski, Uluslar Baharı Hareketi'nin yenilgiye uğramasından sonra Polonya birliklerinin Macaristan'dan Osmanlı İmparatorluğu'na kaçışı sırasında Şark Ajansı'yla sıkı ilişki kurar. Ajansın isteğiyle, Polonyalıları Dobruca'da yerleştirme projesini, padişaha sunmak üzere kendisi hazırlar.

Bu hayalperest gemiciyi, dünyadan -aynı zamanda denizden- uzak bir köşeye, Adampol'a yerleşmeye ne itti bilinmez. Belki kadınlar... Çünkü Adampol'a iki Fransız hanımla birlikte gelmiş, ailesinden düzenli olarak aldığı paralar sayesinde çiftliğini geliştirmeye başlamıştır. Jelenski'nin büyük planları ani ölümü yüzünden gerçekleşemez. Bu ölüm, yaşadığı çevre için beklenmedik bir olay olur. Çünkü henüz otuz yaşındadır. "Uluslar Baharı'na katılanlardan Adampol'a gelip de ev kuranlar arasında Polonezköy'de yaşayan Biskupski ailesinin kurucusu İstabullu fakir bir terzi vardı. Terzi Mateusz Biskupski (Mateş Biskupski) Polonya'daki Gliwice kenti yakınlarında doğmuş. Kasım Ayaklanması'ndan sonra Varşova'ya gitmiş, tahminen 1838 yılında İstanbul'a gelmiş, birkaç kişilik ailesinin geçimini temin etmek için Adampol'a yerleşmişti. 1896 yılında öldüğü zaman seksenini geçmiş bulunuyordu. General Zamoyski'nin tümenin feshedilmesiyle köye daha çok göçmen geldi. Aralarında, Adampol'un en kalabalık üç ailesinin, Kepka (Kempka), Dochodo (Dohodo), Wilkoszewski (Vilkoşevski)'lerin ataları da vardı. Bu aile reisleri arasında hayatı en ilginç olan kişi Ignacy Kepka (Ignatsı Kempka) idi. Köydeki söylentiye göre çocukken Kasım Ayaklanması'na katılıp mermi dökümünde çalışmış, sonra Polonya birliklerinin birine katılarak askerlere yardım etmiş, Wola'ya (Vola: Varşova'nın bir semti) hücum edilinceye kadar ayaklanma ordusunda kalmıştı.

Ignacy Kepka'nın doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Bulabildiğim belgelerde üç ayrı tarihe rastladım: 1813, 1821ve 1832. 1813 ve 1832 tarihleri, kahramanımızın 1831 yılı Kasım Ayaklanması'nda çocukken katılabilmiş olmasına olanak vermiyor. 1821'de ise, 10 yaşında bir çocuk olarak ayaklanmacılarla birlikte olması mümkün. Ruslar'a karşı ulusal mücadeleye katılmasıyla ilgili öyküler uzak yerlere kadar ulaşmış. Bunlar söylentiler ama Kırım Savaşı emekli askerleri arasında en uzun yaşayan kişi de Ignacy Kepka idi. Adampol'un bütün sakinleri kendisine her zaman büyük saygı gösterirlerdi. Hatta kilisede, ihtiyar Kepka için güzel, kırmızı kadife kaplı bir koltuk yaptırmışlardı. Kepka, Adampollular için köyün zorluklarla dolu ilk yıllarının simgesiydi. Bütün köy için değerli bir anı olan çakmaklı tüfeği, Polonya'nın İstanbul Başkonsolosu'na hediye edildi, şimdi Varşova Askerî Müzesi'nde bulunmaktadır. Adampol'un renkli simalarından birisi de Jan Dochoda (Yan Dohoda) idi. Büyük bir olasılıkla Doğu Polonya'da yaşayan Kazaklardandı. Doksan yaşında bir ihtiyar iken, öleceğini hissettiğinde oğlu Jakup (Yakup)'tan eve bir demet saman getirmesini istemiş. Oğlu samanı döşemeye sermiş, ihtiyar da, "bu, askerin son dinlenmesidir" demiş ve gönül rahatlığıyla saman üzerine uzanmış, ruhunu teslim etmiş.

Bir başka büyük ailenin kurucusu Teodor Wilkoszewski, (Teodor Vilkoşevski) Lwow (Lvov)'luydu*. Epitafından anlaşıldığına göre, 1848 yılında Krakov'da Avusturya'ya karşı patlak veren ayaklanmaya katılmış, kırım Savaşı'ndaysa General Zamoyski'nin tümeninde görev yapmıştı. Yukarıda anılan üç kişiyle birlikte köye 100 kadar başak askerde yerleşmiştir. Çoğu, Adampol'da devamlı kalmaya karar verir. Bu olay, köyü epeyce değiştirir. Çünkü, 1856 yılına kadar köyün nüfusu 10 ile 20 arasında değişmiştir. Ancak 1856 yılında (Kırım Savaşı) hızla artar ve nüfus 121 kişiye ulaşır. Polonyalılar, 1877-1878 yıllarındaki Osmanlı-Rus Savaşı'na da katıldılar. Osmanlı ordusuna Polonyalılardan birlikler oluşturuldu. Bir sürü Polonyalı da zoraki olarak Rus ordusunda savaşıyordu. Bu savaş sonucunda yine birkaç kişi Adampol'a yerleşti. Aralarında, Ochocki (Ohotski), Nowicki (Novitski) ve *Lwow, Ukrayna'da bir kent. Minakowski (Minakovski) gibi büyük ailelerin kurucuları Andrzej (Andjey) Ochocki, Jan Nowicki ve Pawel (Pavel) Minakowski de vardı.

Diğer önemli bir ailenin reisi olan Wincenty Ryzy (Vintsentı Rıji), 1880'li yıllarda köye yerleşti. Tıp öğrencisiyken ulusal yer altı örgütlerinde çalışması yüzünden Rus yetkililerince Sibirya'ya sürgüne gönderildi. Adampol'un o zamanki yöneticisi olan dayısı Stanislaw Drozdowski (Stanislav Drozdovski) sayesinde Sibirya'dan dönebildi. Daha sonra genç Winccenty Ryzy, yönetici mülkünün mirasçısı oldu ve köyde nüfuzlu büyük bir kişi durumuna geldi. Orada toplantılar düzenlenir ve köyün önemli konukları ağırlanırdı. Evindeki birkaç ciltlik anı defterinde anı defterinde çok çeşitli uluslardan kişilerin yazıları bulunmaktadır. Wincenty Ryzy'nin evinde ayrıca zengin bir Polonya kitapları koleksiyonu da vardı. Gajeviç ailesinin kurucusu Niko Gazewic, köye yerleşenler içinde Rusların hışmına uğramayan tek kişi olsa gerekti. Çünkü Polonyalı değildi. Yine de, Slav ve Katolik olduğu için köyün yaşamına ayak uyduruyordu. Önceleri Zagreb civarlarında yaşayan bir Hırvat idi. Niçin Adampol'a yerleşmeye karar verdi bilinmiyor. Adampol'dan bir kızla evlendi. Köy halkı kendisine saygı gösteriyor olmalıydı ki, 1893'te muhtar seçildi.

19. yüzyılın sonlarında Adampol'un bir çok sakini ölmüştü ama gene de nüfusu 150 kişiden az değildi. O zamana kadar köy, ilk göçmenlerin, yani ulusal ayaklanmacılar ve savaşlara katılan askerlerin etkisi altındaydı. Bu insanların gurbette geçirdikleri günleri her zaman zoraki bir durum olarak kabullenirlerdi. Onlar için Adampol, yeni doğacak Polonya'ya açılan yolun yalnızca bir durağıydı. 1866 yılında, Adampollu Polonyalılardan biri, İstanbul'dan gelen bir başka Polonyalının, evini niçin çitle çevirmediği sorusuna şöyle cevap verir:"Kimin için çit yapayım, ağaç dikeyim? Yarın vatanım beni çağıracak, elime silah verecek, Polonya'ya gideceğim. Emeğimden bir Yunanlı ya da Türk yararlansın istemem..."

Bu tip eski askerlerin köye bu türlü yaklaşımları özel bir hava yaratmıştır. Çocuklar, ulusal savaş ve vatan sevgisi havası içinde büyürlerdi. Siyasî göçmenlerin çocukları olmaları, onlarda ulusal bir bilinç yaratıyordu. Aynı durum, kendi dilleri, kuşaktan kuşağa geçen inşaat kuralları, ya da evlenme adetleri için de geçerliydi. Kısacası yurtseverlik, köy halkının karakter yapısını biçimlendiren unsurlardan biriydi. Osmanlı İmparatorluğu'nda doğan Adampolluların bile kendilerini Polonyalı saymalarının başlıca nedenlerinden biri, yine bu yurtseverlikti. Fakat ilk göçmenlerin oğulları ile kızları, köyü artık babalarından farklı bir gözle görüyorlardı. Yeni kuşağın zamanında yaşam koşulları eskisi kadar zordu, ama Adampol'da doğanlar, bu köyü kendilerinin küçük vatanı sayıyorlardı. Orada ölünceye kadar yaşayacakları olgusu onları korkutmuyordu, bu yüzden Adampol'un daha da güzelleşmesi, zenginleşmesi, yaşamın ise neşelenebilmesi için gayret gösteriyorlardı. Sonuç olarak evleri, çiftlikleri ana-babalarınınkinden daha düzenli bakımlı olmaya başladı. Adampol'da yaşayan bu yeni gençlik, köyün gelecekteki zenginliğinin temelini atacak olan kuşaktı. Mateusz (Mateuş) Biskupski'nin yıllarca muhtarlık yapan oğlu Ludwik (Ludvik)'in bunda önemli bir rolü vardır. Polonyalılığın, Polonya okulunun yanı sıra en önemli koruyucusu olan köy kilisesi ile de ilgilendi. Köyün en saygı değer sakinleri arasında yer aldı. 82 yaşındayken, 3 yaşındaki bir çocuğu, koşan atlıların altından kurtarırken ağır yaralandı. Çocuğu kurtardı, fakat kendisi öldü.

20. yüzyılın başlangıcıyla birlikte Adampol'da gerçek bir refah dönemi başladı. Bu refah köy halkının sayısının artmasından da belli olmaktaydı. Jan Dochoda (Yan Dohoda) 4 oğul sahibiydi, ama bu oğullarından tam 40 torun sahibi olmuştur. Wilkoszewski (Vilkoşevski)'lerin sayısı yalnızca biraz daha azdı. Köyde eğlenmeyi seven gençlerin sayısı artmaya başladı ve Adampol capcanlı bir köy oldu. Göçmenler Adampol'a yerleşmeye devam ediyorlardı. Örneğin 1902 yılında Poznan yöresinden Pawel Ziolkowski köye geldi. Hem köy muhtarı, hem de Adampollu çocukların öğretmeni oldu ve Polonya'ya bağlılık düşüncesini yaygınlaştırmada önemli bir rol oynadı. Adampol üzerine yazılmış ilk kitabın yazarıdır. "Adampol" adlı bu kitap, 1922 yılında Fransızca, 1929 yılında ise Polonezce olarak yayınlandı.

İlk yerleşenlerden yalnızca Ignacy Kepka Polonya'nın 1918 yılındaki kurtuluşuna kadar yaşadı. Artık Polonya'ya dönemeyecek kadar yaşlıydı. 1923 yılında öldü. Yalnızca Wincenty Ryzy'nin oğlu Stanislaw (Stanislav), Polonya'ya temelli olarak dönüş yaptı. Eski ayaklanmacılar ve gezginlerin oğulları için Adampol köyü onları Polonya'ya götüren yolun bir durağı değil, -daha önce dediğim gibi- vatanlarıydı. Onlar için Polonya sanki "Ulusal Kâbe" gibiydi. Oraya, hayatlarında hiç olmazsa bir defa "vatanseverlik haccı" yapmak üzere gitmeyi görev bilirlerdi. Pek az kişi oldukça pahalı olan bu yolculuğa çıkardı. Çıkamayanlarsa bu dileği çocuklarına miras bırakırlardı. Adampolluların üçüncü kuşağı, yani ilk yerleşenlerin torunları, Polonya'ya temelli dönmeyi artık hiç düşünmez oldular, ama kendilerini Polonyalı sayarlardı. Onlardan birkaç kişiyi tanımak şansına eriştim. İşte en çok onlara minnettarım. Anlattıkları öyküler, Adampol'un tarihi ile yaşam tarzını, havasını tattırdı bana. 1971-1973 yıllarında Adampol'a yaptığım birkaç yolculukta Zygmunt Biskupski'nin evinde misafir kaldım.
   

Onun babası Ludwik'in oğlu Jozef doksan yaşını geçmişti artık. Ama hem akıl, hem de vücut sağlığı yerindeydi. Köyün geçmişi, avcılık serüvenleri ve Adampol'un büüyk sırrı Heinrich Albertall hakkında ki öyküleri nefes kesiciydi. Jozef Biskupski'de Polonya özlemi hâlâ yaşıyordu o zamanlar. 1973 yılının bir mayıs akşamı, bu hayat dolu ihtiyar bana kemen çalarak, doğduğum köyde de duyduğum birkaç melodi dinletti. Melodiler arasında Dabrowski (Dombrovski) Mazurkası, yani Polonya Ulusal Marşı da vardı. Mateusz Biskupski'nin başka bir torunu, Jozef'in en küçük kardeşi olan Profesör Ludwik Biskupski'yi de tanıdım. Kendisi 1906 doğumlu. Adampollular o sıralar artık çocuklarını okutacak kadar varlıklıydılar. Ludwik'in eğitimi temel eğitimle bitmedi, İstanbul'da liseyi bitirdi. Sonra Paris Sorbonne Üniversitesi'ne gitti. 1931 yılında orada edebiyat dalında doktora yaptı. Türkiye'ye dönünce İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Yüksek Okulu ve Kuleli Askerî Lisesi'nde ders verdi. Birçok bilimsel makale ve kitap yazdı. Aldığı sayısız nişan arasında Polonya (Polonya Restituta, Polonya Halk Cumhuriyeti Liyakat Altın Madalyası), Vatikan ve Fransız madalyaları da bulunmaktadır. İstanbul'da her kalışımda kendisini ziyaret ederim. Beni her zaman bir likör kadehi ile karşılardı. Profesör Biskupski vefalı bir Türk yurttaşıydı, aynı zamanda de kendisini Polonyalı hissederdi. Her şeyden önce Adampol'u çok severdi. Hatta bir zamanlar, Polonya halkına kötü örnek olmamak için Şikago'da kârlı bir işten vazgeçmiş. O zamanlar, sakin ve dayanışma içinde bir yaşam süren Adampol halkının korunacağını sanıyordu. Temelli olarak İstanbul'a yerleşmişti ama, boş zamanlarını Adampol'daki küçük evinde geçirirdi. Bilimsel ve pedagojik konulardan başak toplumsal ilişkilerle ilgili olarak da gazetelere yazılar yazdı. Polonya ve Polonya-Türkiye ilişkileri konulu birkaç makale hazırladı. Bu yazılar sayesinde Profesör Biskupski "Polonya Haccı'na gidebildi. Polonya kökenli bir bilim adamı olarak Polonya'da 1976 yılında düzenlenen Bilim Kongresi'ne davet edildi.

Adampol'da her kalışımda Jan Dochoda (Yan Dohoda)'nın 80 yaşına yaklaşan torunu Janusz (Yanuş) Dochoda'yı ziyaret ederdim. Neslinin her temsilcisi gibi o da köyüne aşıktı. Köyün sonbaharının yaklaştığından yakınırdı ama, durumu gerçekçi olarak değerlendirirdi. Köyün Polonya karakterini korumasının olanaksız olduğunun bilincindeydi. Adampol'u ziyarete başladığım zamanlarda köyün en çok saygı gören sakinlerindendi. Daha önce defalarca muhtar seçilmişti. Janusz Dochoda ayrıca iyi bir çiftçi idi. 30'lu yıllarda yetiştirdiği düve, yerli tarım sergisinde ödül kazandı. Janusz Dochoda benimle görüştüğünde Polonya'yı görme arzusunu defalarca dile getirdi... Sağlıklı ve güçlü olduğu zaman böyle bir gezi için zamanı olmamıştı, ancak 74 yaşında iken bu düşü gerçekleşti, oğlu ve torunları ile "Kabe"sini görebildi. Wincenty Ryzy (Vinsentı Rıjı)'nın kızı Zofia (Zofiya) daha şanslıydı. Polonya'yı birkaç defa ziyaret eden Zofia, Polonyalılık ruhunu Adampolda koruma, yayma işinin fedakar bir neferiydi.

Hayat ve gençlik dolu Polonya köyünün turistik bir kasabaya dönüşmesini hayatının sonuna kadar kabullenemedi. Köyü terk edenlere kızardı. Hatta, köyden göçü durdurmak için Adampollu bekârlara Polonya'dan evlendirilmek üzere kızlar getirmeyi düşlerdi. Sayısız söyleşiler ve basındaki yazılar sayesinde Polonya'da oldukça tanınan bir kişi oldu. 1986 yılındaki ölümü herkesçe üzüntü ile karşılandı. Mermer mezar taşında Polonya hükümetinin kendisine vermiş olduğu nişan ve aşağıdaki sözler kazılıdır: "Zofia Ryzy, 1903-1986, Wincenty'nın kızı, atalarının geleneklerine sadık, hayatı boyunca Adampol'un manevi sanatçısı ve destekçisi, Polonya halkının sevgilisi, Polonya hükümetinin hizmet nişanı ile ödüllendirilmiştir". Köy değişti, ama yine de varlığını sürdürüyor. Bir çoğu bir daha dönmemek üzere bu dünyayı terk ettiler. 1989 yılı sonbaharında Rajmund (Raymund) Dochoda öldüğü zaman çok üzüldüm. Öldüğünde yetmişine yaklaşmıştı. İstanbul'da oturmakta ve Feustel nakliyat firmasında çalışmaktaydı. Yine de baba ocağından vazgeçmemişti ve boş zamanlarını, yaşlı kiraz ağaçlarının çevrelediği evinde geçirdi. 1986 yılında İstanbul'a küçük bir bursla geldiğimde bana lojman verilmedi. Bu süreyi onun İstanbul'daki işte bu evinde geçirdim. Raymund Bey bir aydan fazla bir zaman beni konuk etti. Adampol konulu Türkçe kitabımı defalarca konuştuk. Maalesef bu kitap basılmadan öldü. Yukarıda andığım bütün kişiler artık yaşamıyorlar. Köyü inşa edenlerden hiç kimse kalmadı. Adampol konulu kitaplarımı, mevcut arşiv ve kaynaklar yanı sıra köyün bir çok sakininden aldığım bilgiler sayesinde yazabildim.

Onlar da bu kitabın birer yazarıdırlar. Ne yazık ki, Jerzy Ochocki, Bernard Nowicki, Franek Wilkoszewski, Marian Dochoda, Emilia Kepka, Witold Mnakowski, Berta Ryzy, Leonard Dochoda, Ankara'da yaşamış olan ama Adampol'a aşık Edwin Ryzy, karısı Wanda ile Zygmunt Biskupski, Apolonia Ryzy bir daha hiçbir şey anlatamayacaklar. Onları kalbimizde, hatırımızda yaşatalım...

   

Kaynakça: Jerzy S.Latka - Nalan & Antony Sarkady, "Polonezköy, Adampol, Cennetten Bir Köşe" ~ Türkiye Dostları Derneği