Polonezköy Tarihçesi ~ Köyün Gelişmesi
 

 

 
 
 
  Ana Sayfa
  Polonezköy Hakkında
  Polonezköy Aktiviteler
  Polonezköy Oteller
  Polonezköy Pansiyonlar
  Polonezköy Restoranlar
  Polonezköy Çevre Tesisler
  Polonezköy Kiraz Festivali
  Polonezköy Turları
  Polonezköy Kır Düğünleri
  Fotoğraf Galerisi
  İletişim
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ana Sayfa > Polonezköy Hakkında > Polonezköy Tarihçesi > Polonezköy'ün Gelişmesi
 
 1855 yılı 11 Eylülünde Polonyalı şair Adam Mickieviç-Prens Adam Çarto-riski'nin ricasıyla, aralarında yıllardır anlaşmazlık ve rekabet süren iki komutan, Mihal Çaykovski ve General Vladislav Zomyski'yi uzlaştırmak için Paris'ten İstanbul'a hareket etti. Mickieviç'in, Fransa'nın Marsilya Limanından İstanbul'a deniz yolu ile seyahati on gün sürdü. 16 Eylül'de Mickieviç'in içinde bulunduğu "Tabor" adlı gemi, İzmir Limanına yanaştı. Mickieviç, İzmir yakınlarındaki Kapucin rahiplerinin küçük mezarlığındaki Varşova Prenslik (Ksiestvvo Warszawkie) ordusu Generali Mihal Ludvik Pac'in mezarını ziyaret etti. Orzechovski'ye göre Türkiye Polonya'ya, dış politikada kendisine zorluk çıkarmayacak bir şekilde, pasif yardım yolunu tercih ediyordu. Bu tercih Orzevchovskiye de, Polonya Ordusu için gerekli olan askeri düzenlemeyi yapabilmesi için tamamen rahat bir ortam sağlıyordu. Orzechovski, "L'Histoire de L'Empire Ottoman" adlı kitabını Paris'te bastırdı.

1863 yılı Ocak ayında Türkiye'ye, Polonya'daki Ocak Ayaklanmasından kaçan genç ve öğrenim görmüş kişilerden oluşan yeni bir göçmen dalgası geldi. Osmanlı Hükümeti, Adampol'e yerleşen bu gruptan kişilere çeşitli resmî görevler teklif etti. Bu kişiler arasında Varşova-Viyana demiryolu hattı yapımında çalışan mühendis ve teknik elemanlar bulunuyordu. Kendilerine Balkanlardaki ilk tren yolu yapımında görev verildi. Bunlar Asya'da ilk karayolunu ve köprüsünü inşa ettiler. Adampol hızla gelişiyordu. 1863 yılında kolonide yüz Polonyalı aile bulunmaktaydı. Bunlar ikinci kuşak, Polonya asıllı, türk vatandaşlarıydı. Adampol'un geleceğini garanti altına alan gelişme, lazaristlerte yapılan anlaşmanın bir paragrafı ile sağlandı. Bu belgede, Adam Çartoriski'nin ve mirasçılarının, ebedî kiracılar olduğu belirtiliyordu. Böylece, koloninin gelecekteki varlığı garanti altına alınmış oluyordu. Kolonistlerin her birine de ebedî kiracılık belgesi verilmesi düşünüldü. Kolonistler daha önceki anlaşmada öngörülen yılda 6 gün ücretsiz mecburi çalışmayı sürdürdüler. Artık lazaristler için değil, Adampol için çalışacaklardı. Ama arazinin hukuki sahibi hâlâ lazaristlerdi. Hak sahibi kiracı ise, Prens Çartoriski ve mirasçıları idi. Koloni yönetimi, yeni gelenlere iş verme ve ev yapmalarına yardımcı olmakla yükümlüydü, İstanbul Polonya Temsilciliği'nde Mihal Çaykovski, Adampol topraklarının lazaristlerden satın alınması konusunda Prens Çartoriski'ye baskı yapıyordu.

Mihal Çaykovski, Osmanlı tarafıyla konuşmalarında, koloninin Prens Çartoriski'nin malı olarak Osmanlı himayesinde kalması isteğini belirtiyor. Buna karşılık Osmanlı Hükümeti koloninin gelecekteki gelişimi için her türlü yardımı yapacağı garantisini verdi. Prens Çartoriski ise Adampol topraklarını satın almaktan çekiniyordu. Çünkü toprakları satın almasıyla, koloninin politika yapısı değişecek, Fransız koruması kalkacak ve dolayısıyla koto-ni, Rusya ve Avusturya'nın saldırılarına açık hale gelecekti. Bu nedenle Prens Çartoriski, Mihal Çaykovski ve Koscielski'nin koloniyi lazaristlerden ve dolayısıyla Fransa himayesinden koparma girişimlerini desteklemedi. 1848'de Macar Ayaklaması'ndan sonra Vidin ve Şumnu esir kamplarından birçok yeni göçmen, belli bir süre için siyasi hayattan uzakta bir sığınak arayan insanlar koloniye geldiler. Adampol'de kendilerini güvenlikte hissettiler. Bunlar arasında General Jozef Bern'im yaveri Binbaşı Francişek Michalovski, subaylar Korsak, Wieruski ve asteğmen Adolf Biskupski bulunmaktaydı. Bir kısmı koloniyi kısa bir süre sonra terkettiler. Bir kısmı ise yerleşerek, bugüne kadar devam eden aileleri meydana getirdiler. Biskupski'ler, Drozdovski'ler gibi. Macar Savaşı'ndan sonra gelen göçmen dalgası, ekonomik hayatta yeni bîr düzenleme gerektirdi. Sadece tarımın değil, zanaatçılığın de geliştirilmesi gereği ortaya çıktı. Kolonide özellikle eksikliği hissedilen demirhane kurularak, gerekli âletlerle donatıldı. 1848 yılından sonra gelenlerin büyük bir kısmı, paradan çok, inşaat malzemesine ihtiyaç duydular. Sultanın ormanından faydalanabilmek için izin almaya çalıştılar. Değişik politik görüşlere sahip olan yeni göçmenlerin gelişi, kolonitsler arasında anlaşmazlığa yol açtı. Çiftlik sınırlarındaki hayvan otlatımı sırasında sık sık sınır tartışmaları meydana geliyordu. Kolonide hırsızlık olaylarında yakalananlar, sorgusuz koloniden ihraç ediliyorlardı. Koloni içindeki gergin durumlarda, duruma hakim olacak resmî bir kuvvet gücüne ihtiyaç duyuluyordu. Koloni içinde böyle bir görevi kimse üstlenmek istemeyince, Koscielski, Osmanlı Hükümeti'ne, jandarmanın getirilmesini teklif etti. Adampol'un iç sorunlarını kendi içinde çözmesine taraftar olan Çartoriski, bu görüşe karşı çıktı.


Koloni içinde yeni bir olgu olarak, Amerika'ya göç propagandası yapan kişilerin koloniden ihracı yoluna gidildi. Doğal olarak böyle bir propaganda, Prens Adam Çartoriski'nin koloninin geliştirilmesi politikasına ters düşüyordu. Adam Çartoriski, Polonya'daki özel kişi ve derneklerden, asilzadelerden sağladığı para yardımlarıyla Adampol'un ayakta kalması için çalışıyordu. Mihail Çaykovski (Prens Çartoriski'nin o zamanki istanbul temsilcisi) ise, İstanbullular arasında, Adampol'un harika bir av yeri olduğu reklâmını yapmaya çalışıyordu. Böylelikle çok sayıda meraklı Adampol'e gelmeye başladı. Köyün, istanbul'a yakın olması ve Avrupa karakteri taşıması, ilgi çekmesinin başlıca nedenleri arasındaydı. Bu ziyaretçiler arasında önemli kişiler de bulunuyordu. 1847 yılında, İstanbul'a konser vermek için beraberinde Fransız ve İngilizlerden oluşan orkestrasıyla gelen Frans Liszt ve arkadaşları, koloninin güzelliğine ve harika manzarasına hayran kalarak, Kont Vladislav Zamovski'nin anı defterine, bu güzelliği, hiçbir zaman unutmayacaklarını yazdılar. 1850 yılı sonlarında tanınmış Fransız yazarı Gustav Flaubert, Mısır dönüşü, İstanbul'dan Fransa'ya geçerken Adampol'e uğradı. Bu ziyaretin anılarının izlerine, yazarın "Madam Bovary" adlı romanında rastlamak mümkündür. Drozdovskinin koloni yöneticiliği sırasında, Polonya göçmenleri arasında ülkelerinin bağımsızlığına kavuşarak yeniden kurulması umudu tekrar canlandı. Bu sırada Batı ülkeleri ve Rusya Kırım Savaşı'na hazırlanıyorlardı. Kendilerine asker sağlamayı ve aynı zamanda Rusya'ya karşı politik bir koz olarak kullanmayı düşünen Batılı ülkeler, Polonya konusuna dikkatlerini çevirdiler. Prens Çartoriski Kırım Savaşı vesilesi ile Polonya konusunu tekrar öne çıkarmaya çalışdı. Sonunda Batılı Ülkeler hükümetleri, Çartoriski'ye Polonya konusunun uluslararası bir toplantıda ele alınacağı vaadinde bulundular. Ama sözlerinde durmadılar. Kırım Savaşı'ndan sonra Sadık Paşa ve Kont Vladislav Zamovski'nin grubundan 58 asker, Adampol'e yerleşti. 18 Şubat 1866 ve 1867 yılındaki kanunla yabancılara toprak alma ve yerleşme hakkı verildi. Adampol'de zamanla siyasal zeminde kavgalar da başladı. Prens Çartoriski taraftarı muhafazakârlar ve demokratlar olmak üzere, iki grup ortaya çıkmıştı. Çartoriski, Adampol'de yeni kabul edilen Türk Hukuk Sistemi örneğine göre, bir meclis kurulmasını düşündü.

Daha önceleri haklarını savunmakta pasif olan kolonistler, aktif hale geliyorlardı. Kolonice düşüncelerini zorla kabul ettirmeye çalışan her yönetime karşı tepki gösteriliyordu. Çalıştıkları toprakların tapusunu alarak sahipliklerin belgelemek, kolonistler için en büyük problem olmuştu. Prens, toprakların tümünü çok para tutması nedeniyle satın almak istemedi. Toprakların kiralanmasını teklif etti. Anlaşmazlık büyüyüp kavga boyutlarına varınca, Osmanlı Hükümeti'nden anlaşmazlığı çözmesi için 5 jandarma gönderilmesi istendi. Bu kadar, Drozdovski aleyhtarlarının, onun temsilciliğinin olumsuz ve yetersiz olduğu görüşünü kuvvetlendirdi. Prens'e ulaştırılan şikâyetler fazlalaştı. Prens, bu durumdan hiç hoşnut değildi. Koloni içindeki anlaşmazlığın bu derece büyüdüğünü tahmin etmiyordu. 1858 yılında kolonistlere sert bir mektup yazdıysa da, pek etkili olamadı. Demokrat grup, prensin de davranışlarını eleştirerek, kendisini sorumsuz bir kişiyi koloni yöneticisi yapmakla suçladılar. Prens Çartoriski, sonraki mektubunda Drozdovski'ye kolonideki idarî yapıyı değiştirerek Osmanlı Hükümeti'ndeki köy yönetim sistemine benzetmek istediğini yazdı. Buna göre Prens'in aracılığı bertaraf edilerek, nahiye konseyi ve muhtar, lazarist rahiplerle, kolonistler arasında aracılık yapacaktı. Yeni kanun, 1858 yılı 15 Ağustos'unda Prens tarafından imzalandı. Yeni kanunda, köy sakinlerinin her birinin, güvenlik ve düzeninin sağlanmasından sorumlu olacakları maddesi bulunuyordu. Bu kanun, koloninin XIX. yy. sonuna kadar kendi kendine yönetimi ve varlığının devamını sağladı. Bu kanun, kolonide geçerli tek kanundu.

1858 yılında Albay Vladislav Jordan, (1819-1891) koloni muhtarlığına getirildi. Sonra sırayla, papaz Mihal Lavrinoviç ve Dr. Tadeu Orzechovski, 1864 yılında muhtarlık görevinde bulundular. Dr. Tadeusz Okşa-Orzec-hovski (1837-1902) savaşın sürdüğü Varşova'ya yardım sağlaması için Romuald Traugutt'a (Polonya Millî Hükümeti'nin şefi 1818) tarafından Türkiye'ye gönderilmiştir. Prens Adam Çartoriski'nin 1861 yılında Ölümü, koloninin Çartoriski ailesine ilgisini azalttı. Çartoriski, sanki yakında öleceğini bilircesine koloninin güvenliğini sağlayacak olan bu kanunu gerçekleştirmişti. Kolonide bütün topraklar, mevcut parseller göz önünde alınarak, kategorilere ayrıldı. Gelecekte meydana gelebilecek tarla sınır anlaşmazlıklarını önlemek için, topraklar kolonistler arasında tam olarak paylaştırıldı. Herkes daha önceden sahip olduğu toprakları korudu. Yeni gelecek olanlara verilmek üzere ayrılan topraklar, Prensin temsilcisinin kontrolü altında olacaktı. Ayrıca paylaştırılan toprakların arta kalan kısmı ise Nahiye Konseyinin idaresi altında olacak, gerek duyulması halinde ise, yeni gelecek olan kolonistlere verilecekti. Bir kısım toprak parçası ise, yönetimi süresince Nahiye Muhtarının kullanımına bırakılacaktı.

Koloni sakinleri, Osmanlı Hükümeti ve nahiye konseyi tarafından kararlaştırılmış olan bir vergiyi her yıl ödemek zorundaydılar. Her toprak parçası, göçmen tarafından işlenmeye başlandıktan sonra 10 yıl süreyle lazaristlere kira ödemekten muaf idi. Koloni'de nahiye konseyi ve muhtar seçimi, çok önemliydi. Seçim her dört yılda bir yapılacaktı. Muhtar, kanunları tam olarak uygulamakla yükümlüydü. Koloni'nin arşivi ve tüm gelir gider faturaları, muhtarın sorumluluğundaydı. Muhtar kolonide bulunmadığı zaman onun görevini, nahiye konseyinin en yaşlı üyesi, ya da seçtiği bir kişi yerine getirecekti. Nahiye konseyinin muhtarın başkanlığındaki toplantıları, idare binasında yapılıyordu. Kolonideki gerekli çalışmaların yerine getirilebilmesi için muhtara bağlı olarak çalışan orman bekçisi ve çobana, maaştan başka, bir ev küçük bir bahçe veriliyordu.

Bütün anlaşmazlık konuları nahiye konseyinde çözülüyor, muhtarın başkanlığında ve çoğunluğun kararı ile verilen ceza, para ve hapis cezası olabiliyordu. Ama nahiye konseyi genellikle taraflara öğüt vererek barıştırma yoluna gidiyordu. Toprakların tümünü Adam Çartoriski'nin ailesinin zilyetliği olarak terk eden kolonistlere ise ancak ömür boyu kiralama hakkı tanıyan kanun, işi dikleri toprakların mülkiyet hakkını bekleyen kolonistler arasında hoşnutsuzluğa yol açtı. Bu kanun, gelecekte kolonistlere birçok problem çıkan Fakat koloninin kültürel kimliğinin devamına da yardımcı oldu. Kanun, kol nide idarî düzeni sağlıyor ve varlığını garanti altına alıyordu. Koloni, kuruluşundan yirmi yıl sonra lazaristlerden hemen-hemen tam men bağımsız hâle gelmişti. Yavaş-yavaş hiçbir dış yardıma gerek duym yan, bağımsız bir köy haline geliyordu. Ama kolonistler arasında mülk ka galan hâlâ devam ediyordu.

1863 yılında Polonya'da, Ocak Ayaklanması meydana geldi, Osmanlı topraklarında bulunan göçmenler arasında anavatanlarının bağımsızlığı için savaşma arzusu uyandı. Adampollu bir göçmenin hatıralarına göre, sıralarda göçmenlerin hepsi çağırıldıkları an gitmek üzere hazırdılar. O: manii Hükümeti'nde ise 1831 Ekim Ayaklanması'nda olduğu gibi Polonya'daki Ocak Ayaklamasında Çar'a duyulan geleneksel antipati nedeniylf Polonya'ya karşı sempati uyandı. Polonya Millî Hükümet üyelerinden Dr. Tadeuz Orzechovski, Prens Çartoriski'nin isteğiyle İstanbul'a gele Orzechovski, göçmenlerin sorunlarını iyi bildiği için İstanbul'da kendini yabancı gibi hissetmiyordu. 1863 yılı Temmuz ayında Polonya'da ayaklanma bastırıldı, ve Mil Hükümet üyeleri Varşova'da idam edildi. Orzechovski'nin İstanbul'da! görevi de böylece sona eriyordu. Prens Adam Çartoriski'nin ölümünden sonra, oğlu Vladislav Çartorist (Wladyslaw Czartoryski 1828-1894), Adampol topraklarının kanunî kiracıs oldu. 1864 yılında politik yoldan savaşı kazanmayı hesap eden Vladislav Çartoriski, Batı Avrupa Ülkeleri'nin kendisi yalnız bırakmaları yüzünden geri çekilmek zorunda kalıyordu. Polonya konusuna, dünya kamuoyunun ilgisin çekme çabaları bir kez daha başa çıkıyordu. Göçmenler toprağa bağlandılar, sabırla ve inatla çalışarak, sonsuza kadar oturma hakkına sahip kılındıkları toprakları iyice benimsediler. Artık bu topraklar anayurtlarına bağımsızlık hiç geri gelmese bile onlar için ikinci bi anavatan olmuştu. Yeni nahiye konseyi seçiminden sonra konsey ilk defa Prens Vladisla Çartoriski'nin onayını beklemeden, Adampol topraklarının tümünün lazaristlerden satın alınması ve kolonistler arasında paylaştırılması yolunda ka rar aldı. Konu Osmanlı idarecileri ile kolonistler arasında halledilecekti, 1864 yılında lazaristler, 1842 yılında yapılan paylaştırma sırasında kendilerine ait bir kısım toprakların Adampol'e dahil edilmiş olduğu yolunda şikâyetlerini öne sürdüler. Lazaristler bu konuyu gündeme getirmek için, Adampol'un sahipsiz olduğu düşündükleri bir zamanı seçmişlerdi.

Daha sonra, ölen babasının yerine koloninin sorumluluğunu üstlenen, Çartoriski'nin oğlu Vladislav Çartoriski, lazaristlerle anlaşarak konuyu çözüme kavuşturdu. Ebedî kiracılık hakkının geçersiz kılınması Prens'i rahatsız etmiyordu; koloninin geleceğini tehlike altında bırakıyordu. Prens, koloninin varlığının sürebilmesi için iki yol olduğunu düşünüyordu: Toprakların, lazaristlerden tamamen satın alınarak Adampol'un bağımsız hale gelmesi veya lazaristlerle anlaşmanın yenilerek, ebedî kiracılık hakkının devam etmesi. 1870 yılında Paris'te Prens Vladislav Çartoriski, lazarist rahiplerin başkanıyla, yeni bir anlaşma imzaladı. Yeni anlaşmaya göre lazaristler, 10 bin frank karşılığında, Adampol topraklarını satmayı kabul ediyorlardı. Ödeme bir veya iki defada yapılacaktı. Mukavele daha önceki tüm anlaşmaları geçersiz kılıyor; Adampol sınırlarının, lazarist topraklarından tam olarak ayrılmasını öngörüyordu. Ama konu henüz çözümden çok uzaktı. Lazaristler anlaşmaya sadık kalmayarak fiatı yükselttiler. Çözüm zorlaştıran bir diğer etken ise, Osmanlı Hükümeti'nce anlaşmanın tasdikini sağlayacak olan avukat Dufourt Bey'in 1875 yılında ölmesi oldu. Bu arada Türkiye ile Rusya arasında çıkması muhtemel olan savaş, yeni bir zorluk ortaya çıkarıyordu. Gergin iç durum, lazaristlerle, Paris'teki Çartoriski arasındaki haberleşmeyi olumsuz yönde etkiliyordu. Koloni'den yollanan hiçbir mektup eline geçmediği için Çartoriski, koloninin varlığından endişe duymaya başlamıştı. Nihayet 1880 yılında Prens, Adampol topraklarının lazaristlerden satın alındığını belgeleyen mektubu aldı.

1881 yılında Osmanlı Hükümeti, alım işlemini resmen tanıdı. 1882 yılında koloni toprakları, Osmanlı Hükümeti tarafından imzalanan tapuyla, Çartoriski'ye satışı belgeleniyordu. Fakat bu kez de tercüme hatası l yüzünden bir anlaşmazlık ortaya çıktıysa da, 1883 yılında düzeltilerek kabul edildi. Prens Çartoriski, koloniyi yok olmaktan kurtarmak için araziyi lazaristlerden satın almıştı. Bunu maddî kâr sağlamak amacı ile değil, kolonistlerin toprakların sahibi olmaları için yapmıştı. Bu ideal, ona hayatı boyunca eşlik etmişti. Adampol topraklarının, bir Polonyalı tarafından satın alınmasından sonra, köy, dünyada Polonyalıların oturduğu ve yabancı yönetimin karışmadığı, tek yer oluyordu. Kolonistlerin inatçılığı ve Adampol'de kalmak için direnmeleri, lazarist rahiplerinin kendi topraklarından da çekilmelerine sebep oldu. Kolonide, daha önce kararlaştırılan kurallar geçerli oldu. Kolonisîler toprakların kullanım hakkına sahip olduklarını kanıtlayan belgeyi uzun bir süre daha, alamadılar. Prens Vladislav Çartoriski, Adampol'un parçalanmaması için çok güç sarf etti. Onun sayesinde Adampol bugüne kadar Polonya Kolonisi olarak süre gelmiştir. Koloninin Osmanlı Hükümeti'nden bağımsız idaresi ve ekonomisi, koloninin durumunu zorlaştırıyordu. Osmanlı Hükümeti 1858 yılından sonra koloninin varlığına ve sorunlarına ilgisiz kaldı. 1883 yılında Prens Vladislav Çartoriski, Adampol'u satın aldığı zaman, Fransız Büyük Elçiliği'nin, koloniyi korumaya devam edeceğini düşünüyordu. Yeni Osmanlı hukuku ise, yabancıların taşınmaz mülklerinin Osmanlı kanunlarına bağlı olacağını kabul ediyordu. 1885 yılında kolonistlerin bir kısmı, mülklerinin geleceğinden emin olmadıkları için, Sultanın uyruğunda, vatandaşlığı kabul ederek, Osmanlı Hükümeti vilâyet idaresinden, sahiplik unvanını aldılar. Kolonistlerin aralarındaki bölünmeler devam etti. Osmanlı Hükümeti memurları, vergi toplamak için (ödeneceğinden şüpheli olmalarına rağmen), koloniye geldiler. Kolonistler arasında, verginin kimin adına ödeneceği konusundaki tartışmalar, kavgaya dönüştü. Bir kısmı hâlâ Fransızların korunması altında idi. Diğerleri buna karşı idiler. Bir kısmı kendi adlarına, diğer kısmı idarenin aracılığıyla Çartoriski adına Osmanlı Hükümeti'ne vergi ödemek istediler.

1860 yılında, Adampol köyünün ortasından, karşılarda engin bir tarla manzarası olan geniş bir yol geçiyordu. Sonbahar yağmurları sırasında, çamur ve balçık nedeniyle yoldan geçmek zor oluyordu. Daha sonra köyden geçen bu yol düzeltildi. Ormanın yanına yeni bir yol yapıldı. Yolun iki tarafında, kolonistlerin evleri ve ahırları bulunuyordu. Evlerin damları Polonya'da olduğu gibi saman değil, hasırla Kaplıydı. Evler genel olarak ahıra bitişik olarak, nadiren de samanlığa bitişik olarak yapılıyordu. Her evin etrafında ahşap parmaklıklı kendi bahçesi bulunuyordu. Bahçelerde şeftali, üzüm, İncir yetiştiriliyordu. At, inek, keçi besleniyordu. Verimli yıllarda süt ürünleri, peynir ve tereyağı İstanbul'da satılıyordu. Kolonide, en çok tahıl ve patates üretimi yapılıyordu. 1861 yılı verimsiz bir yıl oldu. Kolonide, açlık baş gösterdi. Kolonideki evler, iyi durumda değildi. Özellikle yönetim binası, çok kötü bir durumda idi. Hasır dam tamamen çürümüş, yağmurdan ve soğuktan korumuyordu; duvarlar da çürümeğe başlamıştı. Çiftlik binaları da benzer durumdaydı. Prens Vladislav Çartoriski, koloninin bakımlı olmasını, kendi Varlığını hatırlatması açısından özellikle istiyordu. Ama koloni bir cennet olmadığı gibi, koloni sakinleri de birer melek değildiler. Kolonistler arasında kıskançlıklar, dedikodu ve nefret de bulunuyordu. Bütün bu olaylar Türklerin Polonya kolonisine ilgisini çekiyordu. Koloninin gelişme hızını arttıran bir olgu, yeni kişilerin gelişiydi. Yeni gelen Polonyalılar sayesinde koloninin gelişmesi devam ediyordu.

XIX. yüzyıl sonunda kolonide, halkın durumu dengelenmeye başladı. Gelenlerin bir kısmı için Adampol artık başlangıçtaki ilginçliğini yitirmişti. 6u nedenle, özellikle yalnız kişiler için, Adampol'deki yaşamlarını sürdürmek aile kurmalarına bağlı kalmıştı. Polonya kültürünün devamını sağlayacakları düşünülerek, kolonideki bekârlarla evlendirilmek üzere, Polonya'dan genç kız gönderilmesi için Paris'e ricada bulunuldu. Bu konu ile Kontes Yadviga Zamoyska (General Vladislav Zamoys-ki'nin eşi), ilgilendi. Poznan yakınındaki koloniden Michalina, Marta ve Katarzyni adlı üç kız geldi. Geldikleri yıl üç nikâh kıyılarak, 3 kolonistin eşi oldular. Yeni kurulan, Türkiye Cumhuriyet Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün, koloniyi ziyareti koloni sakinleri için, büyük bir olay oldu. Basın bu ziyarete yer vererek, köyün mamur durumunun ve köylülerin çalışkanlığının Atatürk tarafından beğenildiğini belirtti. Koloni Türkiye'de, iç barışa yönelik azınlık bir grup olması nedeniyle de Atatürk'ün sevgisini kazanmıştı. 1953 yılında koloniyi Başpiskopos Gavlina ziyaret etti. Daha sonra Vatikan temsilcisi, Angelo Giuseppe Roncalli (sonraki Papa XXIII. Jan) köye ziyaretlerde bulundu. Prens Çartoriski'nin asıl amacı, Polonyalı göçmenlerin ve esirlikten kurtarılanların koloni kurularak yerleştirilmesiydi. Prensin hesaplarına göre, Polonya bağımsızlığına kavuşana kadar, İstanbul'daki Polonya Temsilciliği, anavatanından uzaktaki Polonyalıların, kolonide barınmalarını ve güvenliklerini sağlayacaktı. Bu açıdan politik amaca ulaşılmıştı. Ama kolonistler köye geçici bir barınak gözüyle bakmadılar, işledikleri topraklara bağlılıkları çok fazlaydı. Gittikçe, yerleştikleri ve çalıştıkları bu toprakları iyice benimseyerek, kendi istekleriyle terk etmeyi asla düşünmediler.

Köy'ün, Polonya karakterinin korunması için en önemli unsur, kolonide doğup yetişen, yeni kuşak çocukların eğitim ve öğretimi idi. Öğretim ana babalar tarafından evlerde veriliyordu. Öğretenlerin kendilerinin ancak okuma yazma bilecek derecede olmaları, çocuklar için yeterli olmuyordu. Adampol'da, Polonya dilinin devamının sağlanmasında esas unsur, kilisenin etkisi idi. Din dersleri, genellikle bütün ayinler ve törenler, Polonya dilinde oluyordu. Dinî eğitim, gelip giden Polonyalı papazların elinde idi. 1893 yılında kilise, papaz evi, ve okul inşaatı konusu yeniden ortaya çıktı. Eski küçük kilise zelzeleden sonra tamamen yıkıntı haline gelmişti. Adampol'lular yeni kilise için para topladılar. Adampol'u ziyaret eden misafirler de bu amaçla bağışta bulundular. 1910 yılında Kontes Helena Zborovvski Polonya'ya döndükten sonra kilise ve papaz evi inşaatı için para toplanmasını sağlamaya çalıştı. İstanbul'dan da papazlar geliyordu. 1912 senesinde kilisenin inşaatına başlandı. O zamanki baş papaz, Aleksi Şiara idi. Kilisenin projesini Polonya'da oturan mimar N. Sliwinski çizdi. Kilise papaz eviyle birlikte 1914 yılında bitti. Birinci Dünya Savaşı'nda Türk Ordusu, kiliseyi karargâh olarak kullandı. 1918 yılında Adampol'lular binayı yenilediler. Papaz evi aynı zamanda okul olarak kullanıldı. Çocukların ilkokul seviyesindeki öğretimi ve kolonistlerin dinî himayesini sağlamak için, bütün olanaklar kullanıldı. Polonya dilinin korunması ve günlük kullanımında düzeltilmesi, her şeyden önce anavatanla bağların koparılmaması için gerekliydi. Kolonistlerin bütün gayretleri, koloninin dışarıdan gelecek bütün yabancı etkilere kapalı olmasını sağlama yolundaydı. Kolonistler, toprağa kendi mallarıymış gibi baktılar; mümkün olduğu kadar fazla üretici olmaya çalıştılar.

1894 yılında Prens Vladislav Çartoriski'nin ölümüyle, koloninin kanunî hakları konusu iyice karıştı. Prens Vladislav Çartoriski Fransız vatandaşı idi, varisi küçük oğlu Adam ise, Avusturya uyrukluydu. Bu konuyu göz önüne alan Fransız Büyükelçiliği, Adampol'un hamiliğinden vazgeçti. O zamanlar, Avusturya'nın İstanbul Konsolosu, Polonya asıllı Starzynski idi. Adampol'la resmî olmayarak ilgilenen Kruszevvski (A. Rotter-Eger) Starzynski'ye Adampol'la ilgilenmesi için ricada bulundu. Prens Viadislav'ın oğlu Adam da, Avusturya vatandaşı olması nedeniyle Starzynski'den ricada bulundu. Her türlü korumadan mahrum olan kolonistler de Avusturya Büyükelçiliğime kendilerini himayesine alması için başvurdular. 1904 yılında, Avusturya Konsolosluğu'ndan gelen memurlar, durumu yerinde görüp, sadece Prens Adam'a ait topraklara Osmanlı Hükümeti tarafından el konulmasına karşı çıkabileceklerini, ama Osmanlı vatandaşlığını kabul eden kişilerin toprakları için hiçbir şey yapamayacaklarını bildirdiler. Osmanlı yönetimi ise, kolonistlerin kendi vatandaşı olduğu konusunda ısrar etmedi ve topraklara el koyma girişiminde bulunmadı. Genç Türk devrimi (1908) Adampol'un temsilini zorlaştırdı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ise, Osmanlı Hükümeti'ne son verirken, Adampol sakinlerinin bütün sorunlarına da çözüm getirdi. 1908'in Genç Türkler1! devrimi gerçekleştirdikten hemen sonra Polonyalılara olan sempatilerini belirttiler ve bir zamanlar Polonyalı şair Adam Mickieviç'in oturduğu, İstanbul'da Beyoğlu'nda Tatlı Badem Sokağı'ndaki eve, şairin anısına bir levha astılar.

Günümüzde bu ev Mickieviç Müzesi olarak korunmaktadır. II. Dünya Savaşı sırasında 1940 yılı Haziran'mda Fransa'nın düşmesinden sonra Paris'te bulunan Polonyalı genç subaylar, orduda kendilerine "Genç Türkler", adı altında gizli bir hareket yürüttüler. "Genç Türkler", Paris'te birkaç kişiydiler, İngiltere'de (1940-1944) daha fazla sayıda bulunuyorlardı. İstiklâl Savaşı'ndan sonra, karşılıklı anlaşmalar gereğince, yunan asıllı halk Türkiye'yi terk edecek, Yunanistan'daki Türkler, Türkiye'ye gelecekti. Böylece, Polonya kolonisine komşu olan Yunan köyü boşaldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında eşkıya çeteleri, Adampol köyünün korku kaynağı olmuştu. 1926 yılında Adampol'a eşkıyalar tarafından baskın yapıldı. Kolonistlerin / uyanıklılığı aynı zamanda ve Türk Jandarması'nın zamanında ve kararlı hareket etmesiyle baskın, zararsız atlatıldı. Savaş yangınlarından sonra evler harap oldu, ekonomik kayıp çok büyüktü. Koloni, tarım kolonisi karakterini koruyor: arpa, buğday, mısır yetiştiriliyordu. Aynı zamanda avcılık uğraşı, Adampol'a iyi gelir sağlıyordu. Vahşi ve evcil domuz derisinden yapılan eşyalar, İstanbul'da satılıyordu.

XIX. yüzyılda, büyükbaş hayvan yetiştirilmesi önem kazanmıştı, ama yeterli miktarda çayır ve otlak bulunmadığı için, büyükbaş hayvancılıktan vazgeçilerek, kümes hayvanları ve süt ürünleri üretimine geçildi. XIX. yy.da pansiyonculuk, Adampol'da yeni ve önemli bir gelir kaynağı olmaya başlamıştı. Tam ve yarım pansiyon olmak üzere, misafirlere odalar kiralanmaya başlandı. Ayrıca, yakacak odun ve odun kömürü satışından da gelir sağlanıyordu. 1918 yılında Polonya Devleti kuruldu. Polonya ile Türkiye arasında uzun yıllardan beri süre gelen dostluk, 1923 yılında da geçerliydi ve köyün güvenliğini sağladı. 1926 yılındaki kanunla, yabancıların çiftlik ve köylerde mütk almaları ve yerleşmeleri yasaklanıyordu. Türkiye'de, Türk vatandaşlığını kabul eden Polonyalılar, Polonya vatandışlığını kaybediyorlardı. Polonya Konsolosluğunda, Adampollular, Türk vatandaşlığına geçmelerinin engellenmesinin sunî olduğu düşünülerek bu girişimden vazgeçildi. Polonya Dışişleri Bakanlığı ikinci harpten evvel Türkiye'de oturan Polonyalı göçmenlerin Türk vatandaşlığına geçmelerini onayladığını, İstanbul'daki Polonya Konsolosluğu'na bildirdi. Böylelikle Polonya yönetimi de, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu kararı onaylıyordu.

İkinci dünya Savaşı'nın çıkmasıyla Türkiye'de meydana gelen ekonomik kriz, Adampol'u da etkiledi. II. Savaştan sonra, yeni kuşak Adampollular için genel refahın gelişmesi ile birlikte, köy, özellikle gençlere yetersiz gelmeye başlamıştı.Bu nedenle başka yerlerde şanslarını denemek için, atalarının geleneklerini sürdürerek, göç etmeye başladılar. Adampol'da nüfus artışına karşılık toprağın yetersiz kalması nedeniyle, köy nüfusunun büyük kısmı göç etmeye başladı. Göç edenlerin yerine, Türkler gelmeye ve yerleşmeye koyuldu. 1975 yılında Adampol'da, on türk çiftliği bulunuyordu. Çartoriski'nin evlâtlarının haklarından feragat etmelerinden sonra, kolonistler topraklarının tapusunu aldılar. Daha sonra topraklan satarak, meslek edinmek ve eğitim görmek için, İstanbul içine göç etmeye başladılar. Bir kısmı ise Amerika'ya, Batı Almanya'ya, Avustralya'ya göç ettiler.

Özetle söylenecek olursa, Adampol, politik çalışmaları açısından düşmanlarından saklanmak zorunda kalan, anavatanlarının parçalandığını kabul etmeyen ve işgal altında yaşamak istemeyen Polonyalılar için, Osmanlı Devleti'nde bir sığınak olmuştu. Tatarların bir zamanlar Eski Polonya'ya sığınmalarında olduğu gibi çeşitli nedenlerle Polonyalı göçmenler de Osmanlı Devleti'ne sığındılar. Daha önce söylediğimiz gibi ilk Adampollular Rus Ordusu'na zorla alınan asker kaçaklarıydı. Köle olarak satılmaları işkencelerinin devamıydı. Kölelikten satın alındıktan sonra Adampol'a sığındılar. Başlangıçta onlar için çok iyi bir yer değildi. Ama daha sonra kolonistler, zorluklan hatırlamak istemediler. En çok kolonide kısa süre kalan kişiler tarafından koloni hakkında çok sayıda efsane anlatıldı. Onlara koloni, zengin, sakin ve düzenli, küçük bir Polonya gibi geliyordu. Koloninin görünüşü, Polonya'daki tipik bir Karpat köyünü hatırlatıyordu. Aynı zamanda doğanın görünüşü ve dağın eteklerindeki orman ve göz alabildiğine uzanan yeşillikler de, Karpat dağının eteklerini hatırlatıyordu.

Polonezköy sakinleri Polonya asıllı olduklarını unutmuyorlardı ancak Türkiye'ye ve günlük yaşantılarına öylesine bağlanmışlardı ki, Polonya onlar için artık uzak bir hayal olmuştu. Ve koloni gerçekten, 150 yıllık varlığı ile küçük Polonya izlenimini uyandırıyordu. Yumuşak bir yokuşla geçilen sık ormanlık, evlerin kapısında asılı olan dinî sözcüklü levhalar, bir tepedeki Polonya mezarlığı, kilise, çan kulesi, her şey, Polonya'yı hatırlatıyordu. Kullanılan Polonya dili, eski idi. Çünkü anne ve babalarının zamanındaki şekliyle kalmıştı. Türkiye'de 1950-1960 yıllarında sanayide kaydedilen büyük gelişme ile, Polonya köyü ile ekonomik ilişkiler fazlalaştı. O zamana kadar sadece bir kaç çeşit ürün İstanbul'da satılıyordu. Sonra koloninin ekonomik karakteri değişerek, tarım karakteri, yerini turistik fonksiyona bıraktı. Bu değişiklik, İstanbullular İçin çok çekici oldu. Adampolluları ise daha konforlu hayat şartları sağlamaya zorladı. Bazıları sırf gelecek konuklar için olmak üzere, yeni evler yapıldı. Polonya karakterinin korunmasında Polonya dilinin canlılığını koruması, kolonide en önemli unsurdu. Başlangıçta kolonistler yalnız lehçe dilinde konuştular, yeni nesil çok iyi Türkçe konuşuyordu. Şimdi İstanbul okullarında öğretilen bir kaç yabancı dili kullanıyorlardı. Kolonideki Polonya kültürünün korunması, günlük hayatta Polonya tipi yaşam tarzının sürdürülmesi, millî ve dini bayramların yıldönümlerinin kutlanmasıyla sağlandı. Bazıları ise koloninin Polonya karakterinin korunmasını, asıl tarım yapısına bağlıyorlar. Bilindiği gibi Polonyalıların hemen hepsi tarlada çalışıyorlardı ve Polonya bir tarım ülkesiydi. "Polska" (Polonya) adı bile, poiestarla veya tarımdan gelmektedir. Adampollulara mülkiyet hakkının tanınmasından sonra koloninin sırf Polonya karakteri kaybolmaya başlamıştır, denilebilir.

Çünkü mülkiyet hakkını elde edince, kimi aileler topraklarını satıp gitmeye başladılar. Kalanlar da Türk nüfus ile kaynaştılar. Adampol, Türkiye'de, tıpkı tatar halkının Polonya'daki durumu gibi, egzotik küçük bir halk ve ayrı bir dini grup idi. Tatarlar eski Polonya'nın doğusunda yaşadılar. Onların da kaynaşmalarını önleyen en önemli unsur, din idi. Adampol kolonistleri kendi topluluklarında yaşayan Türk vatandaşları idiler. XVI. yüzyılının yarısında Polonya'da oturan tatarlar 7000'i aşıyordu; XVII. yüzyılda 9000 kişiye ulaşmıştı. Polonezköy'de ise en kalabalık olduğu zaman bile ancak 250 Polonyalı kolonist vardı. Buna karşılık XIX. yüzyılda Türkiye'de seyahat eden veya kısa bir süre için oturan Polonyalıların sayısı ise, çok daha fazla idi. Son olarak şunu söylemek mümkün: Polonezköy-Adampol, bir çeşit müze, daha da fazlası canlı bir müze gibi, Polonya tarihini yansıttığı için, Polonyalılara da oldukça ilginç ve sempatik gelmiştir. Bugün hâlâ "Polonezköy" adı, her Polonyalının kulağını okşamakta, görme isteği uyandırmaktadır. İstanbul sınırları içinde ise bambaşka bir atmosfere sahip olan bu köy, her zaman bir dostluk ve sevgi halesi içinde yer almış, sık sık ziyaret edilmiş ve gönülden benimsenmiştir.