Adampol'u Türkiye'deki diğer
köylerden farklı kılan en önemli
öğe, tarihidir.
| |
|
|
 |
|
Her şeyden önce, yalnızca bir
Polonyalı veya en azından
Katolik mezhebinden bir Slav, bu
köyün sakinleri arasına
katılabilirdi. Bunlar arasında
ulusal ayaklanmalara katılmış
birkaç emekli asker ve Kırım
Savaşı'nda Rusya'ya karşı
savaşmış Polonya tümeninin
askerlerinden oluşan kalabalık
bir grup bulunuyordu. Bu
insanlar özgür Polonya
hayalleriyle yaşamışlardı.
Yurtseverlik duygularını,
anılarında ve öykülerinde
yaşatıyorlardı. Bunun dışında
köy, Polonyalı politik
göçmenlerin büyük bölümünün
özgürlük isteklerinin uzun
yıllar sözcülüğünü üstlenmiş
olan Czartoryski'lere aitti.
Bütün bu olgular, köylülerin
Polonya'ya olan her şeye
ilgilerini güçlendiriyor, köyün
özerkliğinin korunmasını
sağlıyordu.
Adampol'daki yaşam, her şeyden
önce insanların güvencesine
bağlıydı. Bu da, öncelikle çorak
tarlaların ihya edilmesi ve
evlerin inşaası demekti. Bu
evreyi hemen her köy sakini
yaşamak zorundaydı, sürülmüş
tarla veya kurulmuş evleri
başkalarından satın almak çok az
rastlanan bir durumdu. 1856
yılından sonra Adampol'da tarıma
dayalı bir çalışma ve dinlenme
düzeni yerleşmeye başladı.
Öncelikle tahıl,patates ve mısır
ekimi yapılmaktaydı. Ama ağır
bir çalışma temposuna rağmen
yalnızca çiftçilik yapmak karın
doyurmuyordu. Neyse ki,
çevredeki ormanlarda çeşitli av
hayvanları çoktu. Avlanma
sayesinde taze et ve deri
sıkıntısı çekilmemiştir.
Avlanmanın, köylüler açısından
önemli bir nedeni daha vardı.
Özellikle yabanî domuz gibi
büyük hayvan avı çok heyecan
vericiydi. Av, ağır çiftçilik
işlerinden sonra bir çeşit
rahatlama oluyordu ve köydeki
yaşantıda değişiklik demekti.
Ayrıca kadınlar ormanda mantar,
böğürtlen, meşe palamudu,
kestane toplarlar ve bunlarla ev
hayvanları, özellikle de domuz
beslerlerdi. Köylüler inek,
keçi,koyun, ve kümes hayvanları
yetiştirirdi. Gerekli olan her
şeyi Adampol'da üretmek mümkün
değildi. |
|
|
|
İstanbul'daki tereyağı,
yumurta,domuz eti ve tavuk
satışından sağlanan gelirle
Polonez köylülerin giysi, tarım
aletleri gibi gereksinimleri
karşılanıyordu. Kimileri de kok
kömürü üreterek ek gelir
sağlıyorlardı.
Köyün özgünlüğü, sıkça ziyaret
edilen bir yer haline gelmesine
neden oldu. Başlangıçta
özellikle yabacılar
geliyorlardı. Bu konukların
büyük bir çoğunluğunu Adampol'e
çeken neden, yabanî domuz,
geyik, tilki ve çakal avı
yapabilme olanağıydı. Kimilerini
ise yeşillikler arasındaki ve
huzur verici değişik çevre
çekiyordu. Konuklar Türkiye'de
hiçbir yerde rastlamadıkları bir
mutfakla karşılaşıyorlardı. 1904
yılında Adampol'u ziyaret eden
Çek yazar Karol Droz'a omlet,
tütsülenmiş et ve ev ekmeği
ikram edilmiş, yemekle birlikte
iyi bir şarap ve
lezzetli,soğuk,cana can katan
bir su ikram edilmişti. Köy
sakinleri ise çoğu zaman üzerine
yağ süzülmüş patates, ekşi süt
(bir çeşit kefir), etli,
lahanalı patates, "jur" (bir
çeşit ekşi çorba), ayrıca omlet
"pierogi" (içine peynir ya da
patates konan mantı), "leniwe"
(kalın doğranıp suda haşlanmış
hamur) yerlerdi. Pazar günü
genellikle domuz kızartması
yapılır ya da yabanî kuşlar
yenirdi.
Adampol'da gerçekten de çok
çalışmak gerekiyordu. Yaz
döneminde gün doğduktan hemen
sonra tarlaya gidilir, gün
batarken dönülürdü. Adampollular
haftanın beş günü böyle
çalışırlardı. Cumartesileri ise
tarlada işlerini biraz daha
erken bitirirlerdi, çünkü
akşamları evde ve evin
çevresinde genel temizlik
yaparlardı. Bütün avlular
temizlenirdi. Pazar günü,
Katolikler için dinlenme
günüdür. Adampol'da bütün
Polonya köylerinde olduğu gibi,
herkes sabahları ayin için
kilisede toplanırdı. Dinin, köy
yaşantısında büyük bir rolü
vardı; farklı dil ve farklı
geleneklerin yanı sıra köy
halkının Ortodoks Yunanlılardan
ya da Müslüman Türklerden
farklılığını vurgulayan önemli
bir etkendi.
Adampol sakinleri ibadetlerinde
tam bir rahatlığa sahiptiler ve
dinsel hayat burada herhangi bir
Katolik Polonya köyünde olduğu
gibi sürdürülürdü. Dinî
bayramlarda en önemlisi, Hz.
İsa'nın doğum günü olan Noel
bayramıydı. Bu bayramın arifesi
her zaman çok gösterişli bir
şekilde kutlanırdı. Önemli bir
sembol olan arife gecesi yemeği,
bütün yıl içinde kutlanan en
büyük dinî-ailevî bayramdı. Bu
ziyafet en az on iki çeşit
yemekten oluşurdu. Özellikle bu
bayram için hazırlanan yemekler
vardı. Örneğin balık,kırmızı
pancar çorbası, nohutlu lahana,
"kutia"
(haşhaş,buğday,fındık,bal ve
üzüm ile yapılan bir tatlı)
gibi. Bunun dışında sofraya her
gün yenen yemelerden koyulur,
hatta dolma gibi kimi Türk
yemekleri de yapılırdı.
Eski bir Polonya geleneğine
göre, masaya bir kat saman
serilir, tabakların altına ise
güzel bir ekmek konurdu. Bu özel
ekmekleri ya rahip verir, ya da
Polonya'daki tanıdıklar
gönderirdi. Yemeğe güneş
battıktan sonra oturulurdu.
Başlamadan önce ekmek bölünür ve
dilekler iletilirdi. Yemekten
sonra Adampollular Polonya'daki
hemşehrileri gibi Noel ağacını
süslerlerdi. Çam ağacı,
Polonyalılar için Noel
bayramının simgesi olan
şekerlemeler, çeşitli cam ve
kağıt süsler ile bezenirdi. Gece
yarısında ise Adampollular,
Katoliklerde gece yapılan tek
tören olan Noel ayini için
kiliseye giderlerdi. Bu ayin
sırasında çeşitli Noel şarkıları
söylenirdi. Çocuklar bayramın
ikinci gününden itibaren birkaç
kişilik gruplar halinde Noel
şarkıları söyleyerek evleri
dolaşır,bayram dileklerini
iletir ve buna karşılık ev
sahibinden çeşitli bağışlar,
çoğunlukla da bayram kekleri
toplarlardı. Adampol'da da,
gençler ve yaşlılar Noel'den Üç
Müneccim bayramına kadar
genellikle çalgıcılar eşliğinde
şarkılar söyleyerek
dolaşırlardı. Üç Müneccim
gününde kilisede tebeşir ve
günlük kutsanır, evlerin
kapısına ise, Hıristiyan
inanışına göre, Hz. İsa'yı
doğumundan kısa bir süre sonra
ziyaret eden Üç Müneccim'in
adlarının baş harfleri olan KMB
(Kasper, Melhiyor, Baltazar)
yazılırdı. Hıristiyanlar için
önemli bir diğer dinî bayram,
çarmıha gerilmiş Hz. İsa'nın
dirildiği gün olan Paskalya'dır.
Paskalya'dan bir önceki gün olan
Cumartesi günü rahip sırayla
bütün evleri ziyaret eder ve bu
mutlu bayramın simgesi olan
yumurtaları kutsardı.
 |
 |
Paskalya Pazarı bu büyük
bayramın ciddiyeti içerisinde
sakince geçerdi. Köylüler bu
günü genellikle aile içinde
kutlarlardı. Ancak gece, gelenek
haline gelmiş şakalar -kimi
zaman da oldukça ilginç şakalar-
yapılırdı. Çitlerin başka yere
taşınması,arabaların sökülmesi
ve parçaların çatıya atılması
her zamanki oyunlardı. Öncelikle
genç kızların oturduğu evlerde
şaka yapmaya özen gösterilirdi.
Paskalya pazartesisi, Islak
Pazartesi (Polonyaca: Şimigus
Dıngus) olarak da adlandırılır.
Bu günde suyla yapılan bütün
şakalar hoş görülür. O günlerde
en çok teneke yağların kovadan
biraz daha ufak, genelde su kabı
olarak kullanılan kutuları
revaçtaydı. Tabii kızları en
uygun şekilde ıslatmak her bekar
delikanlının onuru idi. Bu arada
yetişkinler de paylarını alırdı.
Ayinin en kutsal anında tüfekle
yüzlerce defa ateş etmek Adampol
geleneğiydi.
Geri kalan dinsel bayramlara
gelince, Polonya köylülerinin
inançları içinde en tipik
olanlarının yalnızca birkaçından
söz edeceğim. Meryem Ana Mum
Bayramı'nda (2 Şubat), kilisede
kutsanan büyük mumlar daha
sonra, fırtınalı günlerde
tehlikeden korunmak ve ölmek
üzere olan kişilere huzur
sağlamak için yakılırdı. Büyük
bir dinsel bayram da "Tanrı
Teni" bayramıydı. İşte bu günde
bayram alayı bütün köyü
dolaşırdı. Köyün karşı
köşelerinde bulunan dört evde
birer sunak kurulur, dinî alay
bu yerlerde bir süre dururdu.
Dinî bayraklar ve ermişlerin
heykelleri taşınırdı. Beyaz
giysili kızlar çiçek
serperlerdi. Bu tip alaylar,
kuraklık döneminde tarlalarda
yağmur yağdırmak amacıyla da
düzenlenirdi. Dinî bayramlar
arasında önemli olan bir diğeri
de Meryem Ana Tahıl Bayramı idi
(15 Ağustos). Bu günde, daha
donra evlerin duvarlarına
asılacak olan büyük buğday
çelenkleri kutsanırdı. Dualardan
sonra Adampolluların çoğu
evlerine dönerken meyhanenin
önünde toplanırlardı. Çocuklar
meydanda oynar, büyükler de
birer kadeh votka içerken sohbet
eder, akşam için sözleşirlerdi.
Ortak eğlenceler için her zaman
epeyce zaman ayırırlardı. Hemen
her Pazartesi akşamı bir evde
dans düzenlenirdi. Hatta kimi
zaman hafta içinde de danslar
düzenlenir, cümbüş haftalar boyu
sürerdi.
Ziyafet ve eğlence için hiçbir
fırsat kaçırılmazdı. Bunları
anlatmaya en önemlisinden, yani
düğünlerden başlamak gerek.
Adampollu çocuklar küçük
yaşlardan itibaren kız-erkek
birlikte oynarlar, büyüyünce de
birlikte çalışırlardı. Kızlar ve
oğlanların birbirlerini iyice
tanımak ve beğenmek için çok
fırsatları olurdu. Bir kıza âşık
olan delikanlı, o kızın ailesini
diğer evlerden daha sık ziyaret
ederdi. Genellikle de
beraberinde ufak bir şeyler
getirirdi: Büyükler için nane
likörü, kıza da
şekerleme...Tabii bu henüz
hiçbir taahhüt sayılmazdı.
Evlilik konusunda son sözü, her
şeyden önce oğlanının mal
durumuna bakan büyükleri
söylerdi. Oğlanın ailesi, kızı
kabullendiği zaman kızın
ailesine söz almak için giderdi.
Drahoma miktarının tesbit
edilmesinden sonra -bu meseleyi
bir gecede çözmek bazen mümkün
olmuyordu- söz kesme resmen ilan
edilirdi. Bu vesileyle,
çoğunlukla en yakın aile çevresi
içinde yüzüklerin takıldığı
küçük bir davet düzenlenirdi.
Nişanlana kıza başka
delikanlılar artık talip
olamazlardı. Çünkü artık bu kız
başkasının kısmeti demekti.
Düğün, kızı kendi evine aldığı
için, genellikle erkeğin evinde
olurdu. Damat, bir davetliler
grubu ve çalgıcılarla birlikte
gelinin evine gelirdi. Gelin, bu
gün için uzun beyaz bir elbise
giyer, başına taç ve duvak
takar, eline de bir çiçek buketi
alırdı. Damat ise her zaman
lacivert veya siyah takım
giyerdi. Kızı, aile evinden,
ekmek ve tuz ile babası
uğurlardı. Nikâhı, kilisede
Katolik rahip kıyardı. Nikah
töreninden sonra, bazen 200-300
kez, tüfekle kutlama atışı
yapılırdı. Daha sonra damadın
evine gidilirdi. Gelinle güveyi,
damadın babası, aynen kız
babasının uğurladığı gibi "Allah
onlardan hayatları boyunca
ekmeği esirgemesin" dileğiyle
ekmek ve tuz vererek karşılardı.
Ve sonra düğün başlardı. Bu,
çoğunlukla köy halkının bir
araya gelmesi için bir fırsat
olurdu. Herkes, daveti veren
aileye bir şekilde yardım etmek
isterdi ve gücü neye yeterse onu
getirirdi. Domuz, tavuk,
yumurta, av hayvanı, kek vs.
düğünler pek gösterişli olur ve
genellikle birkaç gün sürerdi.
Davetliler yer, içer, danseder
ve şarkı söylerdi.
Şarkının, köy yaşamında önemli
bir yeri vardı. Yalnızca
düğünlerde değil, dinsel
törenlerde ve günlük yaşamda da
şarkı söylenirdi. Bu, köy halkı
arasında sıkı bağlar
oluştururdu. Güzel seslere değer
verilir, yeni şarkılar
öğrenilirdi. Köyde, kimileri
Polonya'da bile artık unutulmuş
yurtseverlik şarkıları dahil çok
şarkı bilinirdi. Pek çok kişinin
katıldığı vaftiz törenlerinde de
şarkı söylenirdi. Katoliklerde
isim konması, kilisede Katolik
rahip tarafından yapılan önemli
bir görevdir. Çocuklar Polonya
köyüne yakışır şekilde, yalnızca
Polonez adları alırlardı.
Oğlanlar en çok Ludwik, Jozef,
Mieczyslaw, Edward, Boleslaw,
Franciszek adını alırlardı.
Kızlar arasında moda olan
isimler, Maria, Jadwiga,
Elzbieta, Anna, Magdalena idi.
Bu fırsatla düzenlenen davet
evde yapılırdı. Tabii içki ve
müzik eşliğinde...
Matem zamanlarında da tüm köy
birlik olurdu. Cenaze töreninden
sonra komşular, merhumun anısına
onun evinde toplanır, fırsattan
istifade birkaç kadeh içilirdi.
Bazen daha fazla içildiği de
olurdu. Birlikte olmak için aile
törenleri tek fırsat değildi.
Karnaval sırasında da tüm köy
neşe içinde eğlenirdi.
Büyüklerinden izin aldıktan
sonra gençler köy evlerinden
birinde öğleden önce toplanır,
burada değişik kılıklara
girerlerdi. Oğlanlar en çok kız
kılığına girerler veya general
olurlar, kızlar ise prenses
kılığına girerlerdi. Kılık
değiştirme çoğu zaman öyle iyi
yapılırdı ki gençleri bazen
yakınları bile tanıyamazdı. Bu
şekilde oyuna katılanlar bütün
köyü dolaşır, el kol hareketleri
yapar, ıslak çalar, maskaralık
ederlerdi. Toplanan hediyeleri
alayın çıktığı eve taşırlardı.
Orada da akşam eğlence
düzenlenirdi. Ertesi gün, eğer
eğlenmekten bıkmamışlarsa başka
bir evde toplanırlardı.
Karnaval sonu da Adampol'da
gösterişli bir şekilde ve iki
gün boyunca -pazartesi ve salı-
kutlanırdı. Bu amaçla geleneksel
olarak lokmalar ve bisküviler
hazırlanırdı. Teorik olarak
salıyı çarşambaya bağlayan
gecenin on ikisine kadar
eğlenilirdi ama dansetmeye dalan
gençler bu süreyi genellikle
aşardı. Bu durum rahiplerin pek
hoşuna gitmezdi. Karnaval sonu
eğlencelerinin ertesi günü
başlayan orucu vurgulamak için,
ucuna boş yumurta kabukları ve
balık şeklinde yapılmış hava
kesesi takılmış çubuklarla köyde
dolaşılırdı. Şarkı ve eğlence
çok şeye eşlik ederdi. Köylüler
kendi yaptıkları yastık ve
yorganların içini kaz tüyleriyle
doldururlardı. Yastık yapmak
için kazların yolunması,
Adampol'da, uzun sonbahar
akşamlarının önemli bir uğraşı
idi. Bu ayrıca, iyi zaman
geçirmek ve sevgiliyle
görüşebilme fırsatı demekti.
Genellikle 10-15 kişi
toplanırdı. İlginç öyküler
anlatılarak, nükteler yapılarak
hoşça vakit geçirilirdi. "Yolma"
işi çoğu zaman gecenin on
ikisine, bazen birine kadar, ev
sahibinin masaya davetine kadar
sürerdi. Kimi zaman bu iş
yemekle bitmezdi. Eğer
aralarında bir çalgıcı varsa
dansa başlanırdı.
Sık sık yapılan danslı
eğlenceler, Adampol'de birkaç
kişilik bir çalgıcı takımının
bulunması sayesinde mümkün
olabiliyordu. Erkeklerin çoğu en
azından bir müzik aletini
çalmayı bilirdi. Yetişkinler ve
gençler müzik yaparlardı. Her
grupta bir keman (çoğunlukla
Jozef Biskupski çalardı),
akordeon, flüt ve mandolin
bulunurdu. Adampolluların
anımsadıklarına göre, eğlenceler
sırasında güçleri tükeninceye
dek dansederlermiş. Polonez,
Krakovlu, Oberek, Polka ve tango
ile vals gibi Polonya dansları
çok revaçtaydı. Adampol'daki her
eğlence "Biz yaşadıkça Polonya
ölmeyecek" sözlerini içeren
Polonya Millî Marşı'nın
söylenmesi ile biterdi.
1950'li yılların sonuna kadar
Adampol'da bu şekilde yaşandı.
Hayat ağırdı ama yaşamaya
değerdi. Köyden ayrılmak, daha
az çalışmak demekti ama bu daha
monoton bir yaşam anlamına
geliyordu. Çoğunluğun
benimsediği bu yaşam tarzı,
topluluğu kaynaştıran ve göçü
engelleyen bir unsur idi. |
 |