Lazaristler bu toprakları, İstanbul'daki
Fransız Büyükelçiliği'nin bankerlerinden olan Glavani'nin karısı
Rause Glavani'den hediye olarak almışlardı.
19 Mart 1842'de koloniye dini bir
törenle "Adampol" adı verildi. Bu ad, kurucusu Adam
Çartoriskinin adıyla Polonya'nın ilk hecesinin
birleştirilmesinden oluşmuştu.
Türkler, Polonyalıların yerleştiği bu
köşeye, Adamköy, Polonez karyesi ve son olarak, Polonezköy adını
verdiler.
Polonyalıların yerleşmesinin
kararlaştırıldığı bu topraklar, bir zamanlar İstanbul'a gelen
çingenelerin konakladığı, Alemdağı'nm eteklerinde "büyülü
çingene toprakları olarak anılan yerde bulunuyordu. Arazi, vahşi
çalı ve dikenlerle kaplı, verimsiz ve kuru bir toprak parçası
görünümündeydi. Yerleşilmesini elverişli kılan, ormana yakın
olması ve ortasından da bir un değirmenini çalıştırabilecek iki
dağ deresinin geçmesiydi. Arazinin Saint Öincent d'Asie adı
verilen kısmı ise, bakımlıydı. Burada Lazaristler oturuyor, çok
sayıda küçük ve büyük baş hayvan, kümes hayvanları, ev kuşları
besliyorlardı. Elverişli iklim sayesinde, bağ ve bahçecilik
işleri yapıyorlardı.
Kolonide başlangıçta, Prens Çartoriskî
tarafından kölelikten kurtarılan Rus Ordusu ve 1848 Macar
Ayaklanması kaçağı askerler ve subaylar yerleştiler.
Verimsiz ve işlenmemiş topraklan çıplak
elleriyle çalışarak, tarım yapılacak hale getirmek, kolonistler
için kolay olmadı. Bütün bu zorluklara rağmen Polonyalı
kolonistler kendilerine kucak açtığı için, Türkler'e
minnettardılar.
Koloni başkanlığına, Emanuel
Drohoyovski'nin (Emanuel Drohojovvskİ) ayrılmasıyla, istanbul
temsilciliği yöneticisi Çaykovski tarafından, aynı zamanda din
işlerine bakan Papaz Sadovski atandı.
Ondan sonraki koloni yöneticisi, Vinceti
Ravski (VVincenty Rawsky) idi.Koloni yöneticisi önceleri
lazarist rahiplerinin mülkü olan binada kalıyordu. Daha sonra
Çaykovski, ayrı bir yöneticilik binası inşa edilmesine karar
verdi. Fakat bu düşüncesini hemen gerçekleştiremedi, tarım alanı
olarak seçilen arazinin kullanılabilecek hale getirilmesi için
gece gündüz uğraşan, ayrıca kendi evlerini inşa etmeye çalışan
kolonistlerin, hemen hiç boş vakitleri yoktu. Ayrıca inşaat için
yeterli paranın da sağlanamaması, inşaatın temel safhasından
ileri gidememesine sebep oldu.
Uzun bir süre sonra, ancak 1846 yılı
Haziran'ında, inşaat tamamlanabildi ve "Polonya Evi" adı
verildi. Mihal Çaykovski, Polonyalı kolonistlerin bir ölçüde
vatan hasretini gidereceği ve aynı zamanda Türklere Polonya
kültürünü tanıtacağı düşüncesiyle, Prenses Çartoriski'den, ev
için mobilya ve Polonya konulu tablolar sağlamasını rica etti.
Çaykovski Kont Vladislav Zamoyski'nin
eşinden de, fransızca ve lehçe kitaplardan oluşan bir kütüphane
kurmasını istedi. Oldukça pahalıya mal olan yöneticilik binası,
iki yıl gibi kısa bir süre sonra, bakımsızlık nedeniyle onarım
gerektirecekti.
1842-1848 yılları arasındaki Adampol'de,
durum şöyleydi: 1842 yılında Lazarist rahiplerinden kiralanan
topraklarda koloni kurulmasından sonra, buraya isteyenler için
rahiplerin çiftliği, ilk sınanma ve eğitilme yeri haline
gelmişti. Aynı yılda 6 Polonyalıyla katolikliği kabul eden bir
sırp, davranışları ve çalışmalarıyla yararlı olacaklarını
kanıtlayarak, arazinin, Fransızlara "Sen Anton", Polonyalıların
Adampol dediği kısmına yerleştirildiler. Bu kısım, işlenmemiş
500 hertarlık toprağın, vahşi çalı ve dikenler kaplı bir
bölümüydü.
Lazarist rahipleri, başlangıçta Prens
Adam Çartoriski ile birlikte koloninin kurulması için bazı
masraflara katıldılar. Bir kişinin Fransa'dan getirilmesi,
aşağıdaki, aşağı-yukarı 800 piastr olarak hesaplanıyordu. Bu
miktarın içinde, getirilen kişiye gerekli olacak tarım âletleri,
hayvan ve tohum masrafları da bulunuyordu.
Osmanlı pazarlarından, satın alınıp
kölelikten kurtarılan Polonyalılar İse, daha ucuza maloluyordu.
Kolonistler tarafından işlenecek olan arazi parçasının
lazaristlerin topraklarından tamamen ayrılması
kararlaştırılmıştı. Ama kolonistlerin sayıları, ne de sonraki
anlaşmalarda sınırlandığı için, Bâb-ı Âli Hükümeti tarafından
şüphe uyandırmadan ve işgalci devletler tarafından fark edilip
sınır dışı edilme tehlikesi olmadan, koloniye çok sayıda asker
kaçağı kabul etmek mümkün oluyordu. Koloni, Polonyalıların
düşmanlarına karşı, güvenliklerini garanti eden bir nitelik
taşıyordu.
Prens Adam Çartoriski tarafından
lazarist rahiplerine verilen paranın geliri, özellikle çok
sayıda Asya'da bulunan Polonya halk gruplarına yardım amacına
dönük bir sermaye olarak görülüyordu.
20 Haziran 1842'de kolonide kanunlaşan
Yönetmelik'in 19. maddesinden üçü, koloni içinde güvenliği, dinî
ve ahlâkı davranışları denetlemeye yönelikti. Bunlara göre
kolonide yerleşmek isteyenlerin mutlaka katolik po-lonyalı veya
slav olmaları, ayrıca tavsiye mektubuna sahip bulunmaları
gerekiyordu. Çartoriski taralından kendilerine toprak alınan
polonyalılar, en kısa sürede evlerini inşa etmek için, sadece
kendi güçlerine güvenmek zorundaydılar.
Koloninin varlığının başlangıcında, 12
kişi, 5 çiftliğe paylaştırılmış durumdaydı. Bunların çoğu
Varşova, Kaliş, Zamose, Plock, Kamienice Podolski gibi, Polonya
topraklarından gelip, Rus ordusuna zorla alınan ve oradan kaçan
askerlerdi, işte böylece, çeşitli ama benzer yollardan gelip
Adampol'da buluşan bu 12 kişi, Boğazın Asya kıyısındaki Polonya
köyünün ilk kurucuları oldular.
Koloninin kurucularından kısa bir süre
sonra Mihal Çaykovski, kendi insiyatifini kullanarak, köyün,
fransız rahiplerinden bağımsız olmasını sağladı. Osmanlı
topraklarındaki Polonya kolonisi, parçalanmış Polonya Devleti ve
Polonya sınırları dışında kurulan, ilk köydü. Kolonide bulunan
polonyalılar, koloninin ve dolayısıyla kendilerinin, Fransız
Hükümeti'nin koruma ve gözetimi altında olduklarını çok iyi
biliyorlardı. Kendilerine osmanlı toprakları sınırları içinde
serbestçe hareket imkânı ve toplumda iyi bir statü sağlayan,
özel bir belge verildi. Bunun yanı sıra, koloni içinde durum,
maalesef, pek de iç açıcı değildi.
Zaman-zaman koloniye gelen, güç
şartlardaki yaşam koşullarında ruh sağlığını yitirmiş asker
kaçakları, koloni içinde huzursuzluğa sebep oluyorlardı. Ayrıca
lazarist rahipleriyle, koloni yönetimi arasındaki diyalog
yetersi-liği de, kolonistlere çeşitli zorluklar çıkarıyor,
sorunların çözülmesini uzatıyor ya da güçleştiriyordu. Lazarist
çiftliğinde çalışan işçi ve kolonistler, az yemek verildiğinden
ve işin ağırlığından şikâyet ediyorlardı, sadece yemek için
değil, yemek tabağı için bile birbirleriyle kavga ettikleri
zamanlar oluyordu.
Vahşi dikenli arazide çıplak ayaklarla,
paralanmış elbiselerle çalışıyorlardı. Olumsuz ve yetersiz
şartlar, sonunda, her iki taraf için güvensizlik ve sıkıntıya
sebep oluyordu.
Lazarist rahipler, Polonyalıların
kendilerine mutlak itaat etmelerini istiyorlar, bu da
kolonistlerin hoşuna gitmiyor, anlaşmazlıklar ve sürtüşmeler
Duyuyordu.
Kolonistlerin kendi evlerini inşa etmeye
başlamalarıyla, anlaşmazlıklar yatışmaya başladı. Başlangıçta
toprağın altına ev yapılması fikri düşünüldüyse de, ilk koloni
başkanı Emanuel Drohoyovski bu fikirden vaz geçti ve taştan
evlerin yapımına başladı.
1842 yılı Eylül'ünde, bütün olumsuz
şartlara rağmen AdampoPa yeni ko-lonistler gelmeye başladı.
Bazıları ise koloniyi terk etti.
1843 yılı Ocak ayında Adampol'de 19
polonyalı vardı. Bunlardan 17'si, tüm haklara sahiptiler, iki
tanesi ise lazarist çiftliğinde deneme safhasında
çalışıyorlardı. Toprağın vahşi çalı ve dikenlerden temizlenmesi
ve evlerin yapılmasından sonra, koloni bir köy görünümü almaya
başladı.
Kolonistler peynir ve tereyağ üretimine
başladılar, küçük bir sebze bahçesi yaptılar. Ürünlerinin büyük
bir kısmını kendileri tükettiler, geri kalanını İse Boğaz'da ve
İstanbul'da pazarladılar.
1845 yılı Şubat ayında Paris'te, Polonya
kolonisinin yok olmasından endişe duyuldu. Çünkü lazarist
rahipleri topraklarını "Miller" adlı bir kişiye kiralamışlardı.
Miller lazaristlerin topraklarında bulunan Polonya kolonisinin
gereksinimlerini hafife alıyordu. Çaykovski, Adampol'e art
toprakların, Çarto-riski ailesine veraset yoluyla geçmek üzere
4500 Fransız Frangına satın almayı, lazarist rahiplerine teklif
etti.
Lazarist rahipleri, Prens Çartoriski'nin
politik durumunun değişmesiyle, koloninin kaybolacağını öne
sürerek, teklifi kabul etmediler.
Başlangıçta kolonistler kendilerine
gösterilen her tür ağır işte çalıştılar. Mukavelelerinin
Paris'te mi, İstanbul'da mı, yapıldığıyla ilgilenmek, akıllarına
gelmedi. Hangi haklara sahip olduklarını bile ayrıntılarıyla
bilmiyorlardı. Daha sonra durumları biraz düzelince, koloni
topraklarındaki haklarını bilmek istediler. Aynı zamanda
toprağın kişiler arasında geçit olarak paylaştırılmasını
istediler.