XVI. yy.'ın başında Yagellon ve Stefan
Batory (1533-1586) zamanları gerilerde kalmış, Polonya gerileme
dönemine girmişti.XVII. yy. sonunda. Kral III.Yan (Jan)
Sobieski, (1629-1696) tahttan indirilmişti. Ülkede karışıklık
hüküm sürüyordu. Kralın ölümünden sonra 1696 yılında Polonya'da
Fransız prensi Konti ile Saski Prensi Frederik August arasında
taht kavgası çıktı. Ordusuyla Polonya sınırını ilk önce geçen
Saski Prensi Frederik August, Krakovv'u alarak, l!. August
adıyla taç giydi.
XVIII. yy.'da Polonya'da III. August
baştaydı. Ülke tamamen güçsüz düşmüştü, anarşi hüküm
sürmekteydi. Bu sırada politika sahnesinde genç Stanislav August
Poniatowski, (1732-1798) görünmeye, başladı. Kral III. August
(1733-1763) tarafından Rus Çariçesi Elizabet'e elçi olarak
gönderilen Poniatovvski, Çariçe Katerina'ya âşık oldu (sonraki
adıyla, Çariçe II. Ka-terina).
1756 yılında sevgilisiyle Ömür boyu
beraber olmanın çârelerini düşünen genç aşığın aklına, Katerina
ile evlenebilmesinin, ancak kendisi kral olursa mümkün
olabileceği geldi. Öyleyse Polonyalılar onu kral olarak
seçmeliydiler. Bir masal kahramanı gibi davranan Poniatovvski,
sonunda sadece sevdiği kadına kavuşabilmek için, taç giyecekti. II. Katerina başa geçtikten sonra 1762
yılında Kont Kayzerling'i, Ponia-tovvski'yi kral seçtirmek üzere
büyükelçi olarak Polonya'ya yolladı. Böylece 7 Eylül 1764
yılında Poniatovvski kral seçildi. Ponîatovvski tipik bir
demokrattı. Hükümetin, halkın görüşleri ile yönetilmesi
gerektiğine inanıyordu. Ama Poniatovvski'ye karşı olan asiller,
kraldan nefret etmekte ve çeşitli politik oyunlarla onu
düşürmeye çalışmaktaydılar. Asillerin krala karşı olan bu
tutumları ve sürekli olarak çevirdikleri entrikalar, ülkede iç
karışıklıklara yol açıyordu. Polonya tamamen güçsüz ve her türlü
politik oyuna açık duruma gelmişti. Poniatovvski asilzade evinde büyümüş,
iyi eğitim görmüş bir aristokrattı. Avrupanın en zeki kişileri
arasında yer almasına rağmen, iyi bir politikacı değildi. Bu
yüzden çok iyi hazırlanmış hükümet programını uygulama fırsatı
bulamadı.
1795 yılında Rus yönetiminin emriyle son
Polonya kralı askerlerin gözetiminde Polonya'yı terk etmek
zorunda kaldı. 1798 yılında sürgün edildiği Pe-tersburg'da öldü.
Sen Katerina kilisesinin mezarlığına gömüldü. 1938 yılı
Temmuzunda Sovyetler Birliği Yönetimi, Kralın lahdini Polonya'ya
teslim etti. Lahit Bug nehri kıyısındaki, Brzesc
şehri yakınındaki Poniatowski ailesinin özel mülkü olan
Wolçin'deki kilise içinde gömüldü. Bu arazinin bulunduğu
topraklar, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetler Birliği
sınırları içinde kaldı. Bu süre içinde Avrupa Devletleri de
aralarında anlaşamıyorlardı. Ama bütün bu anlaşmazlıklara rağmen
Avusturya, Rusya ve Prusya, Polonya'yı aralarında paylaşma
konusunda birleştiler.
1772 yılında üç büyük devlet,
Polonya'nın parçalanması anlaşmasını imzaladılar. Bu anlaşmaya
göre; Güney Bölgesi (Galiçya) Avusturya'ya; orta ve kuzeyi
Prusya'ya, Niemen ve Bug nehrinin doğu kısmı ise, Rusya'ya
geçti.
XVIII. yy. başında Polonya, komşuları
Rusya ve Prusya'dan daha zengin ve daha büyük bir savaş gücüne
sahipti. Yüzyılın ikinci yarısında Orta-Doğu Avrupa'da yeni bir
kuvvet dengesi doğdu. Buna göre Rusya ve Avusturya güç
kazanıyor, Polonya ve Türkiye güç kaybına uğruyorlardı.
XVIII. yy. ortalarında Osmanlı Devleti,
parçalanmış olan Polonya'nın müttefiki durumundaydı. Ama ne
yazık ki geçmişin bu iki kuvvetli ülkesi, artık çöküşlerini
durduracak güçte değildiler.
Bu gelişmeler sebebiyle, XVIII. yy.'ın
ikinci yarısında istanbul, polonyalı siyasî göçmenlerin sığınak
yeri halinde gelmişti. Bu süre içinde Osmanlı Devleti, Kazimierz
Pulavski (Savannah kahramanı) ve bir çok polonyalıya kucak açtı.
XVIII. yy. sonunda artık Polonya
krallığı yoktu. Ama Osmanlı İmparatorluğu, Polonya'nın
parçalanmasını hiç bir zaman tanımadı. Hatta bu konuda gelmesi beklenen Leh
Elçisi için, Bâb-ı Âli'de verilen her ziyafette, devamlı boş bir
iskemlenin bulundurulduğu söylentisi çıkmıştı. Ayrıca
İstanbul'da Leh Elçiliğinin kendi mülkü olan Elçilik binası,
Lehistan'ın parçalanmasından sonra Bâb-ı Âli'nin korunmasına
alınmıştı. Bu da Leh egemenliğinin simgesi olan tek toprak
parçasının Osmanlı hukukunca tanındığını gösteriyordu. Osmanlı
imparatorluğu'nun, Lehistan'ın parçalanmasını tanımaması, iki
ülke arasında eski anlaşmazlıkların da giderilmesini sağladı.
Leh sokağındaki Elçilik binasının
bulunduğu alan, sonradan, Fransız Büyükelçiliği ile İtalyan
Başkonsolosluğu arasında paylaşıldı. Düşmanları tarafından güçsüz düşürülen
ve sürekli tehdit edilen iki ülke, aralarında yakınlık
arıyorlardı. Ama doğrudan politik ve askeri işbirlikleri olmadı.
XIX. yy.'da, Avrupa'nın bir çok
ülkesinde, diktatörlük, haksızlık ve gericilik hüküm sürmekteydi. Türkiye ise, artık
reform yolunda ilerlemeye başlamıştı. Aynı zamanda çok sayıda Polonyalı göçmen
de, hükümet kademelerinde görev almaya başlamıştı. Polonyalı
göçmenler, Türkiye'nin Avrupalılaşmasında ve liberalleşmesinde
çaba sarf ediyorlardı. Prens Adam Jerzy Çartoriski (Adam Jerzy
Czartoryski) (1770-1861) ('Taç giymeyen Polonya Kralı") Avrupa
ülkeleriyle ilişkileri sayesinde, o zamanlarda yeni gelişen Türk
diplomasisine çok faydalı oldu. Polonyalılar her zaman
Türkiye'nin, bağımsızlığına kavuşmaları için yardımcı olacağı
umudunu taşıdılar. Tanzimat Devri'nde Polonyalı siyasî
göçmenler arasında Türkiye'ye büyük ölçüde bir akış görüldü.
Osmanlı imparatorluğu ülkeyi modernleştirmek için sadece teknik
alanda değil, askerî alanda da kalifiye elemana ihtiyaç duyuyor;
batıyı örnek olarak alıyordu. Bu noktada Türkiye'nin gerekli
eleman ihtiyacı ile Polonyalıların bağımsızlıklarını sağlama
umutları, iki ülke arasındaki ilişkiyi canlı tutuyordu.
1831 yılındaki Kasım ayaklanması
trajedisi, sadece Polonya'nın bağımsızlık umudunu yıkmakla
kalmadı, aynı zamanda bir çok kişinin ölümüne, bir çoğunun da
ölüm korkusuyla ülkeyi terk etmesine yol açtı. Çok sayıda
polonyalı Fransa'ya kaçtı.
1833 yılı Şubatında Paris'te Türk Elçisi
bulunan Namık Paşa ile Prens Adam Çartoriski arasında, Türk
topraklarında bir Polonya Kolonisi kurulması konusundaki ilk
görüşme yapıldı. Aynı yılın Nisan ayında Türk Elçisi konuyu bu
kez General Dembinski ile görüştü. Hatta bir kaç bin
Polonyalının Osmanlı Ordusu'nu düzenlemek için Fransa'dan
Türkiye'ye getirilmesi projesi gündeme getirildi. Prens Adam
Çartoriski Divan Heyetinde yer alacak, bir grup polonyalı ise
tarım kolonisi kuracaktı. Prens Adam Çartoriski bu projenin
gerçekleşeceğine pek inanmıyordu, ama General Dembinskiden
konuyu incelemesini istedi. Sonuçta Türk teklifi sadece proje
olarak kaldı. Fransada bulunan göçmenler Türkiye'ye gelmedi.
Sadece General Vojceh Hişanovski (Wojciech Chrzanovvski
1793-1861) ordu danışmanı olarak İstanbul'a geldi. (1836)
Rusya, 1831 yılında Polonya Savaşı'nı
kazandıktan sonra Avrupada siyasî ağırlığı artmış Balkanlar ve
Boğazlar hakkındaki eski emperyalist düşünceleri tekrar
canlanmıştı.
1849 yılında Avrupa'da yeni Polonya
göçmen dalgasının çoğalmasıyla Prens Adanı Çartoriski Osmanlı
Hükümeti'ne, Osmanlı topraklarında askerî karakterde bir Polonya
tarım kolonisi kurulmasını teklif etti. Osmanlı Hükümeti bu
teklifi kabul etti ama, yerleşme alanı olarak Kıbrıs'ı gösterdi.
Aynı zamanda askerlere Matta'ya gitmeleri de teklif edildi. Teklifi az sayıda asker kabul etti. (Graboyski,
General Vladislav Zamoys-ki, Bystonovski.) Osmanlı yönetimi Kıbrıs'ın yerleşme
alanı olarak gösterilmesine gerekçe olarak, ada toprağının
verimli olmasını ve nüfus azlığını gösterdi. Türkiye koloni
projesini kabul etmeye istekli gözüküyordu. Ama karar almayı a-çıkça
geciktiriyordu: Rusya'dan çekiniyor Fransa ve İngiltere'nin
muhtemel desteğini bekliyordu. Diğer taraftan Prens Çartoriski
Polonyalı göçmenlerin Batı Avrupa'dan getirilmelerinde zorluklar
görüyordu. Yerleşme alanı olarak Kıbrıs'ın seçilmesi, onu memnun
etmedi. Kıbrıs'ın Avrupa'dan ve Polonya topraklarından çok
uzakta olduğunu düşünüyordu. Sonraki siyasî olaylarda Rusya ve
Avusturya'nın Polonya'ya karşı kesin düşmanca davranışları, bu
projenin gerçekleştirilmesini engelledi. Ülkelerinde gerçekleşmeyen devrimden
kaçan Macarlar ve Polonyalılar, Türkiye'ye Avrupa'nın
Milliyetçilik anlayışını getirdiler. Bir çoğu islâm dinini kabul
edip Türkiye'ye yerleşerek yeni fikirlerin gelişmesinde büyük
rol oynadılar.
1849 yılında Rusya ve Avusturya,
Macaristan'dan, Osmanlı İmparatorluğu'ndan kaçan Macar ve
Polonyalıların geri verilmesini istediler. Osmanlı imparatorluğu bu ülkelerle savaş
tehlikesini göze alamazdı. Güçlü iki devlet, sürekli olarak,
kaçanların iade edilmesini istiyordu. Kaçakların iade edilmemesi için İslâm
dini kabul etmeleri yolu, tek çare olarak kalıyordu, İslâm
kurallarına göre İslâm dinini kabul edenler, asla iade
edilemezdi.
Rusya'nın Osmanlı Devleti'nden geri
verilmesini istediği Polonyalıların arasında General Dembinski,
Jozef Bem, VVysocki gibi yüksek rütbeli subaylar ve başka
Polonyalılar da bulunuyordu, İstanbul'daki Rus temsilcisi
Vlodimiej Titov, adı geçen kişilerin hemen tevkif edilmelerini
ve Rus hükümetine teslim edilmelerini, Osmanlı Devleti'nden
resmen istedi. Teslim edilmemeleri halinde savaş tehdidinde
bulundu, islâm kurallarına göre islâm dinini kabul edenlerin
geri verilmesi söz konusu olmuyordu. Böylece İslâm dinini kabul ederek
Osmanlı ordusunda görev alan polon-yalılardan General Jozef
Zacharias Bem (1794-1850), 1839 yılı Ekiminde İslâm dinini kabul
ederek, Murat Paşa adını aldı.
Daha sonra çok sayıda subay ve er de,
kumandanlarının etkisiyle Müslüman oldular. Bunların arasında
Osman Bey adını alan Albay Dionzi Zariski (Zionizy Zarzycki) de
bulunuyordu. Polonya'nın çöküşünün nedeni,
topraklarının bir kısmının üç yabancı devlet tarafından paylaşıl
maşıydı. Rusya tarafından ele geçirilmiş topraklardaki
Polonyalılara Çar*ın tebaası gibi davranılıyor ve askere
alınıyordu, ülkelerinden uzaklara gönderilip, yakınlarından
yıllarca ayrılıyorlardı.
XIX. yy. başında, özellikle 1831
yılından sonra, Rus Devleti, topraklarını Kafkasya'ya kadar
genişletmek istedi. Çok sayıda Polonyalı bu savaşa katıldı ve
sayısız şehit verdi. Kafkasya'da Karadeniz kıyısında oturan
isyancı Çerkez milletleri ile Rus Ordusu arasında devamlı savaş
sürüyordu. O zamanki Rus politikası, Kafkasya'yı silâh gücü ile
egemenliği altına alma yolundaydı. Yerli halka acımasızca zulüm uygulandı,
askerî birlikler, zorla haraç kestiler, arazi ve evlere el
koydular. Kafkasya'da o zaman binlerce polonyalı vardı. Bunların
içinde, büyük ölçüde 1831 savaşından sonra Rus Ordusu'na alınan
Polonyalı askerler bulunmakta idi. Bundan başka her yıl Polonya-Litvanyası'ndan
ayrıca kura ile yüzlerce mahkum, askere alınarak Kafkasya'ya
geliyordu.
1831-1857 yılları arasında Kafkasya'da
rus işgali altındaki topraklardan gelen 300 bin Polonyalı
birikti. Kafkasya'daki ordu hizmetinde bulunan bu
Polonyalılara Ruslar, haydut veya anarşist muamelesi yaparak çok
sert davranıyorlardı. Rus üstleri, Polonyalı askerleri vahşîce
dövüyor, aşağılıyor, intihar edecek veya cinnet getirecek
noktaya getiriyorlardı. Karşı gelen olursa, olay askerî
mahkemede trajik bir şekilde sonuçlanıyordu.
Kafkasya'daki Polonyalılar için "ırkçı
propaganda"nın etkisiyle diğer ülke askerleriyle birlikte
yaşamak, çok zor ve tatsız bir hale gelmişti. Ülke özleminden
başka, ulusların bağımsızlığı idealini paylaştıkları ve
kendilerine sempati duydukları dağ gerillalarına karşı savaşmak
zorunda olmaları da hiç hoşlarına gitmiyordu. Bu nedenle,
Polonya Ordusu'ndan Rus Ordusu'na alınan bu askerlerin bir çoğu,
dağlara, Türkiye'ye ve İran'a kaçtılar. Asker kaçakları
yakalanırlarsa, Rus Askerî Mahkemesi'nin insanlık dışı
cezalarından biri olan, silâh arkadaşları önünde sopa ile
dövülme cezasına çarptırılıyorlardı.
Cesur dağlı kabileler, bağımsızlık ve
özgürlüklerini elde etmek için kazakların saldırılarına küçük
birliklerle baskınlar düzenleyerek cevap veriyorlardı. 1839-1840
kışında Çerkezler Mısır'ın ve İngiltere'nin yardımı ile
gerçekleştirdikleri ayaklanma hareketi ile, bütün Karadeniz
kıyısına hakim oldular. Daha sonra kıyı gerisi hattını
kuvvetlendirmek için genel bir saldırı hazırladılar. Rus Ordusu,
Çerkez ayaklanmasını ancak sonbahardan sonra bastırabildi.
Polonyalı askerlerin bir çoğu,
kendileriyle benzer durumda gördükleri Çerkezlere karşı savaşmak
istemediler. Ayrıca savaş kargaşalığının kaçma şanslarını
arttıracağını düşündüler. Ama daha önce söylendiği gibi asker
kaçakları için askerî mahkemece ölüm cezasıyla cezalandırılma
tehlikesi vardı. Ayrıca kaçamayıp kalanları ise daha iyi bir
gelecek beklemiyordu. Çerkezlerle dil anlaşmazlığı yüzünden
trajik olaylar da meydana geliyordu. Çerkezler, teslim olan
askerlerin Polonyalı olduğunu bilmeden esir muamelesi yapıyorlar
ve köle olarak Türk pazarlarında satıyorlardı.
Üç işgalci devlet hükümetleri, 1831
yılındaki Büyük Polonya Ayaklanmasının bastırılmasından sonra,
Polonya aleyhindeki politik çalışmalarını arttırdılar. Özellikle
Polonyalıların bağımsızlık isteklerini köreltme yolunda
ayaklanma üyelerinin yakalanması için düzenlenen operasyonlarda,
ortak polis metotları ve işbirliği uygulandılar. Yeni baskı ve
yakalama yöntemleri geliştirdiler. Gerçek dışı haberlerin
yayılmasını sağlıyorlar, sonra bu haber doğrultusunda hareket
edenleri yakalıyorlardı. Bunlardan bir tanesi, Varşova
basınından halka duyurulan, Galiçya üzerinden Fransa ve
Amerika'ya göç etme imkânının bulunacağı haberiydi. Bu habere
inanıp Galiçya'ya gidenler, rus yetkilileri tarafından siyasî
suçlu olarak yakalanıyorlardı.
XIX. yüzyılda Avrupa haritasında Polonya
Devleti yoktu. Köle olarak satılan Polonyalılar,
vatandaşlarını kölelikten kurtarabilecek bir büyükelçiliğin
olmaması nedeniyle Osmanlı Devleti'nin dört bir köşesine
dağılmışlardı.
O zaman Fransa'da yerleşmiş olan Prens
Adam Çartoriski, İstanbul'da kendi olanakları ile bir Polonya
Temsilciliği kurdu. Bunun ilk yöneticisi, Mihal Çaykovski idi.
(1804-1886) Temsilciliğin kurulmasından hemen sonra bir grup
göçmen, İstanbul'a geldi. Prens Çartoriski Çerkezlerin,
İranlıların ve Türklerin elinde köle olan Polonyalı askerlerin
satın alınmasıyla işe başladı. Zorla Rus ordusuna alınıp ordudan
kaçan ve yolunu şaşıran asker kaçağı Polonyalıları topladı.
Prens Çartoriski Osmanlı Devleti'ni kendine hareket noktası
seçerken, politik amacının gizli tutulması gerektiğini, aksi
halde temsilciliğin Rusya tarafından devamlı saldırıya
uğrayacağını ve sonunda kapanmak zorunda kalacağını biliyordu.
Bu nedenle temsilciliğin sadece İstanbul'da bulunan
Polonyalıları korumak amacıyla kurulduğu duyuruldu.
Çartoriskinin asıl amacı ise, Polonya'nın eski sınırına yakın
olan Osmanlı Devleti'nden, Polonya'ya ilerde mümkün olabilecek
bir bağımsızlık hareketi için gerekli yardımın yapılabileceği
düşüncesiydi.
Prens Çartoriski'nin çevresindeki
Polonyalı göçmenlerle Türkler arasında arkadaşlık ilişkileri
yaygın idi. Polonyalılar arasında Türkiye hakkındaki olumlu
havanın yayılmasında, söylentiler de geçerli oluyordu. Bunlardan en tanınmış olanı, Ukraynalı
bir köylü olan Vernihor'un kehaneti idi. Buna göre "eğer bir
Türk atına Vistül'den su içirirse, Polonya özgürlüğüne
kavuşacaktı". Osmanlı Devleti'nin Polonya'nın
paylaşılmasını resmen tanımaması, Polonya Elçisine ait olan
yerin resmî toplantılarda boş bırakılması ve eski elçilik
binasına ait Pera'daki alanın Sultan tarafından himaye edilmesi,
Polonyalıların, Türklere yakınlık duymaları için yeterli
sebepleri teşkil ediyordu.
1872 yılında İstanbul'da bulunan
Polonyalı ünlü ressam Yan Mateyko (Jan Matejko), daha sonra
yayınladığı seyahat anılarında, İstanbul'da Pe-ra'da Leh Sokağı
adlı bir sokağın varlığından bahseder. Birkaç yıl sonra, 1886
yılının Ekim ortalarından Kasım'a kadar İstanbul'da bulunan
Polonyalı yazar Henrik Sienkieviçte, yine anılarında, Pera'daki
"Rue de Pologne" yani Leh Sokağı'ndan söz eder.
Polonya-Türk dostluğunun bir sembolü
olan bu sokağa günümüzde eski adının verilmesi, kuşkusuz anlamlı
ve yerinde bir jest olacaktır. Kafkasya'da Stavropol'de büyük bir
Polonyalı grubu vardı. Bunlar Çarlık Rusya'sından beri Katkas
topraklarına zorla yerleştirilen Polonyalılardı. Bunların
arasında 1831 Polonya Ayaklamasından sonra Rus ordusuna
katılmaya zorlanan binlerce askerden başka eski kuşak
mahkûmlarda bulunuyordu. Tiflis Fransız Konsolosu, 1840 yılında
Kafkas Ordusu'ndaki 160 bin askerden 25-30 binin Polonyalı
olduğunu kaydeder.
Kalkas 7 batalyanunun tamamı, gizli
örgüt kurmaktan hükümlü Şimon Konarski ve Örgüt elemanları ile
daha önce Kiev Üniversitesi ve Wilno Tıp Akademisi'nde çalışmış
kişilerden meydana geliyordu. Katkas ordusunda ayrıca 1853-1856
Kırım Savaşı'nda zorla askere alınan Polonyalılar da
bulunuyordu. Bunlardan bir çoğu sonradan Osmanlı Devleti'ne
kaçmış veya Çerkezler tarafından esir alınarak, köle olarak
Osmanlıya satılmıştı.