| |
 |
|
|
|
Polonezköy Rehberi |
 |
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
 |
| |
Zosia Teyzenin Anısına
"Biz garip bir durumdayız. Eski
atalarımızın ülkesi Vistül
kıyılarında, ama bizim yakın
zamanlardaki büyüklerimizin
vatanı Boğaz'daki Adampol'dur.
Belki yanlış söyledim. Bizim
vatanımız Polonya, Adampol ise
Polonya gelenekleriyle Türk
topraklarında bulunan
Polonya'dır" - Zofia Ryzy |
 |
| |
|
Benim teyzem Zofia Ryzy yalnızca
aile içindekilere değil, ama
aynı zamanda tüm Adampollulara
ve buraya, İstanbul yakınındaki
bu toprak parçasına gelen her
yurttaşımıza da yakındı.
Ölümünün üzerinden neredeyse
altı yıl geçtiği halde, evini
çevreleyen bahçeden sayısız
misafirin konuşmalarının
duyulduğu yılların anısı hala
taptaze. Evi, kilise gibi
Polonya geleneğinin ve aynı
zamanda Zosia Teyze'nin anısının
sembolü gelmesine rağmen, şimdi,
yeşil ağaç ve çalılarla çevrili,
boş duruyor. Vilna yöresinden
gelen ve arması Godziemba olan
asil bir ailenin ferdi
büyükbabam Wincenty Ryzy
tarafından 1881-1883 yıllarında
inşa edilmişti. Dedem, Vilna
Üniversitesi Tıp Fakültesinde
okurken, yürüttüğü milliyetçilik
faaliyetleri yüzünden 1863
yılında çarlık yönetimi
tarafından Sibirya'ya sürülmüş.
Oradan, bu tarihlerde koloninin
müdürlüğü görevini yapan doktor
dayısı Drozdowski tarafından
Adampol'e getirilmiş. Stanislav
Drozdowski, Sultan Abdülmecid'in
sayarında değer verilen bir
doktor ve etkili bir kişi idi.
Böylesine yüksek bir mevki elde
etmesinin nedenleri arasında
Sultanın annesini ağır bir
hastalıktan kurtarıp
iyileştirmesi ve varlığını
bugüne kadar sürdüren Fransız
Hastanesini kurması vardır.
Büyükannem Zofia'nın
anlattıklarına göre, O'nun
cenaze töreni sırasında, sayısız
hizmetleri karşılığında verilmiş
üç altın nişan kadife bir yastık
üzerinde tabutunun arkasında
taşınmış. Dedeme oldukça yüklü
bir miras bırakmış, bunun
içerisinde Adampol'da bulunan
toprakta vardı.
Dedemin evinin köydeki en
gösterişli ev olduğunu ve uzun
yıllar boyunca gençlerin
buluştuğu bir kültür merkezi
işlevi gördüğünü söylemek yanlış
olmaz. Kil-saman karışımı bir
harçla birleştirilen büyük taş
parçalarından yapılmıştı. Bu
taşlar, kalın kirişlerden
oluşturulmuş tahta iskeletin
arasını dolduruyordu. Bu şekilde
örülüp her iki tarafından kil
harçla sıvanan duvarlar çok
kalın oluyor ve kış soğuğundan
da oldukça iyi koruyorlar.
Mertekleri dayanaklı kestane
ağacından yapılmış olan iki yana
eğimli çatısı, bir zamanlar
belki saman ya da kiremit
kaplıydı. Ancak herkes evi, 20.
yüzyıl başlarında bu amaç için
giderek daha çok kullanılan
oluklu sac ile örtülmüş olarak
hatırlıyor. Evin içerisine küçük
bir taraçadan geçerek, oradan da
salon denilen en büyük odaya
giriliyor. Çocukluk yıllarımda
salonun bir parçası bölünmüş ve
koridor olarak kullanılmıştı.
Salondan aynı zamanda mutfak
olarak da faydalanılıyor,
ailenin bütün kuşaklarının
günlük yaşamlarını geçirdikleri
bir yer ödevi görüyordu. Binanın
ön cephesindeki ikinci büyük
odaya kütüphane deniyordu. Bu
ad, aile kitaplığının köyde en
büyük olduğu, Polonya okulunun
ateşli savunucusu dedemin
Polonya Dili'nde kitapları
topladığı dönemlerden kalmıştı.
Binanın arka duvarı boyunca
yerleşmiş diğer iki odanın da
bugüne kadar hatırladığımız
adları vardı. Ufak olan odanın
adı "loş", kütüphanenin
arkasında kalan diğerinin ise
"büyük" idi.
Dedem Wincenty, o zamanlar için
büyük ve geniş bu eve 1883
Kasımının sonlarında karısı
Zofia'yı gelin getirdi. Zofia,
Kasım Ayaklanması sonrasında,
19. yüzyılın 50'li yıllarında
Türkiye'ye göçmen olarak gelmiş
Ignacy ve Elzbieta tarafından
kurulmuş, Adampol'un tanınmış
ailesi Kepkalar'dandı. Burada,
1884 yılından başlayarak sırayla
çocukları dünyaya geldi:
Stanislav (1884), Kazimierz
(1886), Jozef (1887), benim
babam Czeslaw (1889), Eugenia
(1893), Helena (1900) ve Zofia
(1903). Aile büyüdükçe ev
giderek dar gelmeye başladı ve
herhalde bu nedenle 20. yüzyılın
ilk yıllarında dedem, eve ek
olarak iki oda, içerisinde
bugüne kadar korunmuş ekmek
fırını bulunan (aynı zamanda
mantar kurutmak için de
kullanılırdı) büyük bir mutfak
ve bir kiler daha yaptı. Yeni
bölüm evin kalkan duvarına
eklendi ve eski kısımla, iki
koridoru birbirinden ayıran
geniş bir kapı aracılığıyla
birleştirildi. Bu koridorlardan
birinde, ek olarak iki oda daha
bulunan çatı arasına çıkan dik
merdivenler bulunuyordu.Teyze
Zosia'nın büyükbabası - Wincenty
RyzyEve şimdi bakıldığında, yeni
bölümün tümüyle farklı bir
yöntemle yapıldığı anlaşılır.
Duvarlara taştan değil, kestane
ağacından kirişlerle yapılmış
çerçevelerden inşa edilmişti. Bu
çerçevelerin arası dallarla
sıkça örülüp her iki tarafından
kil harçla sıvanmıştı. 20.
yüzyıl başlarında köyde yapılan
evlerin çoğu da bu yöntemle
yapılmıştı. Taş duvarlı binalar
günümüze kadar gelemedi, dedemin
evinin yüz on senelik eski kısmı
bu türün tek örneğidir.
Bu evin tarihi ile benim ailemin
tarihi birbirinden ayrılamaz.
Çünkü yeni nesiller bu evde
yetişti, amcalarım ve babam
hanımlarını buraya getirdiler.
Ben de, kardeşlerim gibi
çocukluğumun yedi yılını orada
(babamın 1930 yılında çok
yakında kendi evini yapmasına
rağmen), büyükannem ve
teyzelerim Zosia ve Helena'nın
yanında geçirdim. Zaman geçtikçe
sakinleri sırayla yuvayı terk
etmeye başladılar. 1912 yılında
ilk olarak en büyük amcam
Stanislav nikahından hemen
sonra, arkasından 1918 yılında
Eugenia Teyze evlenip ve 1922
yılında Kazimierz Amca evden
ayrıldılar. Beş yıl sonra dedem
öldü, bu yüzden geride kalan
evlenmemiş teyzelerim ve
büyükannemin bakımı ile babam ve
Jozef amcam ilgilendiler. 1932
yılından itibaren yalnızca iki
Zofia: Büyükannem ve teyzem
oturuyordu, buna rağmen ev,
köyün en eski pansiyonlarından
bir olarak canlılığını
sürdürüyordu. Günümüze kadar
kalmış - en eskisi 1916 yılına
ait çok sayıda hatıra defterinde
bulunan birçok dildeki notlar
bunun kanıtıdır. Efsanevi
Polonya misafirperverliği,
köyümüzü ziyaret eden
turistlerce bugüne kadar
övülmektedir. Hepimiz, artık
üçüncü nesil, dedelerimizin
kararlılıkla sürdürdüğü
Polonyalılık ve vatanseverlik
geleneğiyle yetiştik. Ama
aramızdan pek azı bu ülküye tüm
yaşamını adayabilmişti.
Unutulmaz Zosia Teyze, kuşkusuz
bunu yapmıştır.
Uzun yaşamı boyunca, köyün
karakterindeki Polonya
unsurlarını amansızca yok olmaya
götüren değişimlerin şahidi
oldu. Köyün bir Polonya köyü
olması için verdiği ödünsüz
savaşından dolayı Adampolluların
Polonya'da en çok tanınan kişisi
oldu. Her fırsatta atalarının
vatanını ziyaret ederdi.
Polonya'ya ilk kez 1929 yılında,
Poznan'daki sanayi sergisine
katılan Adampollular grubu ile
geldi, beş yıl sonra ise
Yurtdışında Oturan Polonyalılar
Kongresi'ne katıldı. Bu
ziyaretten, aile albümlerinde,
köyün sakinlerini resmi geçitte
gösteren birkaç sararmış
fotoğraf kaldı. Zosia Teyze,
Polonya'ya diğer yolculuklarını
çok yıllar sonra, yaşamının
sonlarında yaptı. Akrabalarını,
tanıdıklarını ziyaret ederek,
tarihi yerleri gezerek ve önemli
kültür olaylarına katılarak tüm
ülkede yolculuk etti.
Konuşmalarında, Polonya'dan olan
her şey, özellikle tarih,
yurttaşların dini yaşantısı ve
savaş sonrası Polonya'sındaki
gelişmeler ile ilgilendiğini
defalarca belirtmişti.
Unutamadığı bir anısı, Jasna
Góra'yı ziyareti ve Kardinal
Stefan Wyszynski tarafından
kabulüydü. Kardinal daha sonra,
bayramlar nedeniyle tüm
Adampollular için kendisine
defalarca tebrikler göndermişti.
Zofia Ryzy annesi ile birlikte
Aniela Ksiezopolska70'li yıllar,
Polonya'nın sınırlarının
açıldığı ve çok sayıda
Polonyalının yalnızca bütün
Avrupa ülkelerine değil, başka
kıtalara da yolculuk ettiği bir
dönemdi. O yıllarda giderek daha
çok Polonyalı tatil döneminde
Adampol'e gelmeye başladı. Yerel
yöneticilerin komünist bir
ülkeden gelen turistleri,
Türkiye'de savaştıkları bir
ideolojinin propagandasını yapan
malzeme getirecekleri
korkusuyla, sıkı gözetimde
tutmalarına rağmen Zosia Teyze
buna bakmadan her Polonyalıyı
kabul ediyordu. Gelenlerin çoğu,
evde boş yatak bulunmaması
yüzünden bahçeye çadır kuruyor,
bazıları ise arabalarda
uyuyordu. Teyzem o yıllarda, çok
emek isteyen pansiyonunu gücü
yetmediği için artık
yönetemiyordu. Maddi durumu pek
iyi değildi, buna rağmen ayırım
yapmadan tüm Polonyalıları -
kimi zaman uzun kalışlar için
bile para alınmayacak - özel
konuklar olarak kabul ediyordu.
Zosia Teyze'ye, Polonya'da her
şehirde, her evde misafir
edilmesini sağlayan yakın
tanışıklık ve dostluklar bu
şekilde doğdu. Bu sayede, ülke
dışında oturan Polonyalılarla
bağlantı sağlamakla görevli
memurlar ve gazeteciler arasında
çok tanınan bir kişi oldu. "Polonia"
derneğinin temsilcileri uzun
yıllar boyunca kendisiyle
yazıştılar. O'nun yardımları ile
Adampol gençlerini
aktifleştirmeye gayret ettiler.
1975 yılında, yapmış olduğu
çalışmaları takdiren Polonya
Cumhuriyeti Devlet Şurası
kendisine Gümüş Liyakat Nişanı
verdi. 1981 yılında ise
yurtdışında oturan Polonyalılar
ile anayurt arasındaki
yurtseverlik bağlarını
kuvvetlendirmede göstermiş
olduğu olağanüstü başarılar
nedeniyle özel bir diploma
almıştı.
Zosia Teyze'nin yaşamının son
yılları sağlık durumunun giderek
kötüleştiği bir dönemdi. Her gün
devamlı bakıma muhtaçtı. Ayrıca
koloninin çiftçilik
geleneklerine sadık kalarak son
günlerine kadar yetiştirmiş
olduğu sayısız hayvana bakmak da
gerekiyordu. Zosia Teyze'nin bu
zor günlerinde kardeşim, Antoni
Dochoda ve onun kardeşi Anna
Wilkoszewna ile birlikte
yardımcı olmaya gayret ettim.
Herhalde bu yüzden bizi
mirasçıları yaptı. 15 Ağustos
1986 tarihinde doğduğu evde öldü
ve Adampol Mezarlığı'nda anne ve
babasının yanına gömüldü.
Sanıyorum, mezar taşındaki
mütevazi yazıt sonraki
nesillere, gurbette Polonya
davasına böylesine emeği geçmiş
bu insanı hatırlatacaktır:
Zofia Ryzy (1903-1986)
Wincenty kızı. Tüm hayatı
boyunca atalarının geleneklerine
bağlı insan, Adampol'un
savunucusu ve dayanağı. Bizim
sevgili Zosia Teyzemiz. Polonya
Halk Cumhuriyeti Liyakat Nişanı
Sahibi.
Zosia Teyze aramızdan
ayrıldıktan sonra boş kalan evi
gittikçe daha az turist
tarafından ziyaret edilmeye
başlandığında, on sene önce
tasarladığımız, "köyümüzün
tarihi ile ilgili hatıraları
emniyet altına almak" düşüncemiz
yeniden gündeme geldi. Yalnızca
daha önce düşündüğümüz gibi bunu
kilisenin bir bölümünde değil,
Ryzyların evinde
gerçekleştirmeyi planladık. 1990
yılında Adampol'u ziyaret eden o
dönemin Polonya Kültür ve Sanat
Bakanı Izabella Cywinska
tarafından içten desteklenen bu
düşünceyi, Beykoz İlçesi
yöneticileri evi ve eve ait
araziyi idareleri altına almaya
çalıştıkları halde, kardeşim
Feliks ve Antoni Dochoda ile
birlikte gerçekleştirmeye
çalıştım. Maddi imkanlarımız bu
işin üstesinden gelmeye yeterli
olmayınca, Daniel Ochocki'nin
yardımından yararlandık.
Yalnızca toplumsal amaçlar için
kullanılabilecek Zosia Teyze
Evi'nin varisleri kızım
Agnieszka ve Antoni Dochoda'nın
oğlu Jan'dır. Polonya'nın
İstanbul Başkonsolosu Ryszard
Korczewski ve Adampol Vakfı'nın
yardımları sayesinde,
Varşova'daki Devlet Etnografya
Müzesi etnograflarınca yönetilen
bir uzmanlar grubu, 1992 yılı
baharında, Adampol tarihinin 150
yıllık şahidi olan bu müzeyi
hazırladı.
Adampol'un uzun yıllar
muhtarlığını yapan Leslaf Rizi (Leslaw
Ryzy) |
|
| |
|
|
Lehçe'den çeviri: Antoni Sarkady |
|
|
|
|